yılxx copy

25 yıl önce yayımlanan yazımdan bir paragraf ile konuya girmek istiyorum: “Devleti oluşturan bizleriz. Biz devletimize motor gücü sağlamaz,ondan uzaklaşır isek devlet milliliğini kaybeder ve Türk milletinin devleti olmaktan uzaklaşır.” 
Geçmişte kalan 25 yıla bakıyorum da milli devlet yapılanması idealleri için mücadele ederken; en gizli savunma planlarına bir hamle ile girilen, Genelkurmayı ensesinin dibine kadar dinlenen, suyu çıkmış CIA veya KGB taktikleri ile ülkeyi işgal eden taşeron casusluk çetesine bile karşı koyamayan Devleti gözlemlemek, benim için büyük hayal kırıklığı oldu…Ülkemizin neden, büyük olmak ideali yok? Özetin özeti cümleler ile bazı tespitlerimi sizlere aktarmak istiyorum.Bu arada belirtmek isterim ki tespitlerimde her olan bitene *dış güçler* tabiri kullanmam. Bu sorunlardan kaçmak yada bahanelere sığınmak olur. Sorunlar ve çözümlerini, (biz) olarak görmek en sağlıklı ve gerçekçi yöntemdir: 
Toplumsal dokumuz; bencillikleri, kurnazlıkları veya çaresizlikleri yada inançları sebebiyle (ben haklıyım) diye düşünen bireyler tarafından KOMÜNLER biçiminde parçalanmıştır.Ne yazık ki toplumun büyük kesimi, ortak değerlerimizi paylaşmaktan uzaklaştıklarının farkında bile değildir. Başka bir açıdan baktığımızda,İyi niyetli insanlarımızın bir taraftan geçim derdi diğer taraftan kavram kargaşası içerisinde oportünizme itilmiş olduklarını görmekteyiz.Bu zor günleri yaşarken insanlarımızı, bilim rehberliğinde aydınlatması beklenen üniversiteler ve üniversite hocaları ya sessiz kalmıştır yada politik bir organa angaje olarak bireyselleşmiş veya kutuplaşmışlardır.
Zafiyetlerden bir diğeri; Halkımızın hala geçmişte yaşıyor ve geçmişle övünüyor yada geçmişle hesaplaşıyor olmasıdır. Aynı kafayı ecdadımızda taşısaydı Selçuklu yada Osmanlı, taş üstüne taş koyamayacak ve arpa boyu yol alamadan tarih sahnesinden kaybolacaklardı.Bu eksende düşünmelisiniz ki gelecek nesillerimize aktaracak bir değer üretebiliyor muyuz? 
Milli devlet yapılanmasının en önemli ayaklarından birisi olan Türkçenin genişlemesinin engellenmesi, en önemli sorunlardan bir diğeridir. TDK ve dil ile bağlantılı herkes şapkasını önüne koyup düşünmelidir.Sahaya inemiyorsunuz kaldı ki 7 milyar insana (dünyaya), dar bir alana hapsedilmiş Türkçe ile nasıl hitap edeceksiniz? Üretim çeşitliliğinin çok hızla arttığı günümüzde üretilen eşyalara Türkçe isimler türetmezseniz, bu toplum ya yabancı terimler kullanacak yada tarzanca sözcükler türetecektir ki şu anda bu oluyor. Maalesef dil konusunda yanlış işler yapılıyor ve fiilen, Türkçenin manevra kabiliyeti yok ediliyor.
Dış güçler her zaman var ve olacaktır. Onlar ellerinden geleni arkalarına bırakmayabilirler.Çünkü oyunu kuralı bu. Niye yapıyorlar demek veya her olumsuzluğu onlar yaptı demek akla ziyan bir durumdur. Küçük duruma düşmektir.Devlet bahaneler üretmek yada ağlamak pozisyonundan kurtulmalı, kendi önlemlerini alacak şekilde yapılanmalıdır.
Demir tavında dövülür derler. Milli devletin önemi ve gerekleri konusunda uzun yıllardır ve tavında yazdıklarımız hep yerini buldu. Ancak yazılanları okumayan ve iş işten geçtikten sonra vatan elden gidiyor, vs… diye şikayet eden,hayıflanan vatanseverleri! hiç anlamadım. Naçizane, küçük görseniz de üretilen bir fikri yada analizi okumanızı isterim..Son olarak
1- Türkiye, Milli Devlet yapılanmasına gitmelidir 
2- Türkçenin çoğalma ve işlevsel olma özgürlüğü bizzat hizmet edenler tarafından engellenmektedir. Buna kendileri son vermelidir. 
3-Toplumu oluşturan bireyler bir yerden emir beklemeden kendi iradeleri ile geçmişte yaşamaktan sıyrılarak, gelecek nesillere bırakacağı kültür varlıkları üretmelidirler. 
4- Bu ülke, dış güçler hezeyanını bırakmalıdır…Kasım-2017 Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler uz.

Reklamlar

evl-e1510734254622

Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yön. Kur. Üyesi iken 10 yıl önce yayımlanmış bir yazım. Problemin ve çözümünün, BİZ olduğuna inancım  hâlâ değişmedi…Kasım /2017

…Yazılarıma göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ediyorum. Politikacı , yazar veya gazeteci değilim. Ancak kimsenin uzmanlık alanına girmeden , tecrübelerimi ve olayları algılama biçimimle yorumlarımı ve çözüm önerilerimi , yaklaşık 900 adreste ülkemizin en seçkin kurum ve insanlarına ,yurt dışında Türk dünyasının önemli insanlarına ulaştırıyorum. Yaşamakta olduğumuz olağanüstü şartlarda vatana sahip çıkmak DERİN Milletin görevidir. Bu işler parayla pulla olmaz. Bu bir bilinç yapılanmasıdır. Bu bilinç bir kısım Türklerin belkide yaradılışında vardır. Türkiye de derin devletin varlığına inanmıyorum. Görülen o ki varsa bile bu milletin hayrına değil kendi kesesine çalışıyorlar…Amma Türk Dünyasında DERİN bir millet vardır. Hem de milletin bağrında yaşamaktadır. Mustafa Kemal Atatürk de Derin Milletin en mükemmel örneklerinden birisidir ve kalplerimizde müstesna bir yeri vardır.
Mit başkanı Emre Taner Beyefendinin, son açıklamalarından dolayı şahsını ve Mit i kutluyorum.Türk milletinin istikbali, Türk silahlı Kuvvetlerine ve Milli istihbarat Teşkilatına emanettir inancındayım. Ancak bu inanç bizi kurtarmıyor. Bu kurumlara elimizden gelen fedakarlığı yapmalıyız.
Ben ısrarla mevcut sorunlarımızın BİZ den kaynaklandığı, çözümün de BİZ de olduğu konusunda iddialıyım. Dışarıdan düşman arayarak zaman geçirmeyelim,dışarıda zaten düşman var.Fakat düşmana gerek kalmadan biz birbirimizi harcıyoruz maalesef.
Yıllardır su kaynaklarımız alarm veriyor.Topraklarımız çölleşiyor. Toplumsal bir seferberlik için yokuz. Ama nükleer enerjiye karşı çıkmak için varız. Nükleer enerji kullanılabilecek en köklü ve temiz enerjidir.Yapmamız gerekenlere sadece ve sadece bakıyoruz öylece…Dış politikada yaptıklarımız gibi, Türk Dünyasına aval aval baktığımız gibi…Fakat gönüllü çalıştığımız derneklerin, partilerin yönetim kurullarında vesaire, birlik içerisinde olacağımız yerlerde ise birdenbire canavar kesiliriz. Komplekslerimiz tavan yapar. Karşımızdaki insanı nasıl aşağılayacağımızı , dışlayacağımızı hesaplarız. Anlatılmaz ki! anlatsam. Ama siz yinede tahmin edersiniz ne demek istediğimi.
Lafı fazla uzatmadan önerilerimi ve tespitlerimi sizlere iletmek istiyorum.
1- Kalkınma fikri zihinlerde başlar. Bu fikriyat toplumsal bir ideal, bir tutku haline gelirse, parlamentoya giden siyasetçiler ve siyasi partiler bunun uygulayıcısı olacaklardır. Neden önce siyasetçiler. Çünkü bu ülkeyi siyasetçiler yönetiyorlar veya görünürde en son kararı onlar veriyorlar, dernekler veya odalar değil.
Yıllarca bu toplum, siyasetçileri ; hem baş tacı yapmış hemde aşağılamıştır. Onları kanunsuz ilan etmiş ancak kendi çıkarları söz konusu olunca onlara, kanunları çiğnettirmiş veya kanunsuzluğa azmettirmişlerdir. Hem onları seçmişler hemde onları denetlememişlerdir. Kısacası ülkesini yönetecek kadroları sersemleştiren, aptallaştıran bir toplum, kendi iradesizliği ile meydana getirdiği bu canavar sistemin esiri haline gelmiştir. Şimdi kamuoyu araştırmalarına bakıyorsunuz siyasetçiler en güvenilmezler. Ama bu ülkeyi siyasetçiler yönetiyor. Yani biz hem siyasilere güvenmiyoruz hemde kendimizi yönettiriyoruz. Türk toplumu bu yaman çelişkiyi ve onlarca yıldır yapmış olduğu hataları düzeltmek zorundadır.
2- Yapılan muhalefetin yanlış olduğu inancındayım.Türkiyede siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin yada makam sahibi zatların yapmış olduğu muhalefet değil, olsa olsa iktidara yapılan gollük paslar olmaktadır.Planlanmamış, alt yapısı hazırlanmamış söylemlerle her yapılana karşı durmanın adı muhalefetse bundan vazgeçmemiz gerekir.
3- Töreler hakkında söyleyeceklerim de var. Töre adı altında her türlü sapkınlık yapılırken Baba bir akademisyenimiz veya gazetecimiz mertçe çıkıp, Bu töre denilen oluşumların ne Türk Töreleri ile nede Türklerle alakası olmadığını veya Türklerde havaya ateş açmak gibi bir saçmalığın olmadığını anlatamıyor. Halbuki; Azılı bir Türk Düşmanı olan Armstrong, Bozkurt adlı eserinde bakınız ne diyor. Türkler; vahşi ortaasya topraklarının uçsuz bucaksız steplerinde avlanan bozkurtlar kadar acımasız ve gaddardılar. Gene de göçebe yaşamlarının sunduğu tehlikeler ve risklere karşı Önderlerine kayıtsız ve şartsız boyun eğecek kadar DİSİPLİNLİYDİLER.
Kurtuluş savaşında hem düşmanla hem yoklukla mücadele eden bir ecdadın torunları zevk için havaya ateş açmaz, günahsız insanları öldürerek bunun adına da Töre demez. Saygılarımla.
Oguz Solak—sanayici—18.ocak.2007
Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yön. Kur. Üyesi

milli

Milli olmak, sadece nutuk atmak ile olmuyor. Bunları telafi etmek için iyi niyet var ise önce devletin ve hükumetlerin hatalarını görmesi gerekiyor. Uzun yıllar aktarmaya çalıştığımız gerçekleri, parça parça tekrar aktarmak istiyorum.

1- Millileşme konusunda, 40 yıldır,naçizane fikirlerimi ve önerilerimi devletin kilit noktalarına sunan birisi olarak; vatanseverlik konusunda her bireyin sövmek, şikayet etmek yada taraf olmak yerine, fikirlerini (Türkiye’nin menfaatleri için elbette) bir tarafa not almalarını ve uygun zamanda kamusal alanda paylaşmalarını öneririm… Globalleşen dünyada milli karakterlerine sahip çıkan milletler, saygı ve ilgi görmektedir…

2- Milli olmak, sınırları kapatmak, dünya ile ilişkileri sınırlamak değildir. Tam tersine, dünyaya açılmak, diğer ülkelere saygı göstermek ile diplomasi sanatını iyi bilmek ve kullanmak ile zirveyi zorlarsınız. Saldırgan davranışlar sadece, ülkeyi kullanmak isteyen yapıların işine yarar…

3- Halkın şunu idrak etmesi gerekiyor: Türkiye de yapılan büyük toplumsal yıkımlar, maalesef ülkemizin içinden,milliliğin özünde ne olduğunu kavrayamayan kanaat önderlerinin yada etkili makam sahiplerinin etkilediği kesimlerden gelmiştir ve geliyor…

4-Özellikle vatanseverlik konusunda hassas olan insanlarımız, milli olan konularda ( nedenlerini bilmedikleri halde ) etki alanına çok çabuk kapılıyorlar. Günlük politika, halkı öne sürmek ister, halbuki devlet siyaseti (varsa!) yerleşik kadroları ve sizin bilmediğiniz istihbarat bilgileri ile hareket eder. Eğer kızmak, sövmek veya tehdit ile her şey düzelse idi şimdi dünyanın en güvenli ülkesi olurduk!.

5- Milli olmayı yanlış yada eksik kavrayan kesimlerin en büyük zaafları; görüşleri yada karşı görüşleri dinlemezler. Egoları hep ben haklıyım der, dogmaları ve saplantıları vardır. Öz güvenleri eksiktir.Gaza çabuk gelirler veya getirilirler. Milli meselelerde iç ve dış düşmanların kullandıkları hep bu model insanlardır. İsimlerinin önündeki unvanları artıkça tehlikeli olmalarının boyutu da doğru orantılı olarak artar..

6- Uzun yıllardır, devletin milli olması gerektiğini ve nedenlerini yazdım.Burada şunu söylemeyi önemsiyorum: Devlet milli olmalı ama halkın seçtiği iktidarlar için aynı şeyi söylerseniz gerçeklerden uzaklaşır ve kendi dünyanızda yaşamaya başlarsınız. Yani iktidarlar değişik hedefler için gelmiş olabilirler. Buradaki püf nokta: Devletin, milli olma vasfının ve yaptırım gücünün sağlam temeller üzerinde olmasıdır. Devlet her türlü uygulamayı milli kabul sınırlarımız içerisinde tutacak yeterlilikte olmalıdır…

7- Yüzyirmiden fazla devlet kuran Türklerin,milli kabullerinin sınırlarını tarih ve kültürleri çizmiş ve şekillendirmiştir. Ancak konunun dayandığı merkez olan ( Devlet ) ,son yıllarda büyük tahribat almıştır. Devletin milli kimliğini kazanması ve soğan kabuğu gibi kat kat oluşturulan CASUSLUK faaliyetlerinin temizlenmesi sabır ve samimiyet ister. Bu, yaşamsal konu olarak ele alınmalı ve çözülmelidir. Aksi takdirde bunun üzerine inşa ettiğiniz her yapı güvensiz olur….

8- Millileşme bilgi, samimiyet ve koordinasyon ister…Benim gibi milli konularda, yıllarca(naçizane) birikim yapmış insanları YOK saymanın doğru olmadığını savunuyorum. Biz bunları yıllarca çektik. Artık bu konularda kibir ve kasıntıyı, benim adamım saplantılarını terk etmek ve devletin entelektüel birikimini zenginleştirmek zamanıdır.

9- Savunma, istihbarat ve casusluk konularında da yazmış birisi olarak diyorum ki: Eğitim ve öğretim başta olmak üzere her kritik alanda sürekli politika değiştiren KİMLERSE onlar MİLLİ olamamamızın en büyük engelleridir. HATA yapacak yöneticileri kaldıracak zamanımız artık kalmamıştır…

10- Bir devlet ve onun milleti ,parça parça MİLLİ olamaz. Milli olmak samimiyetinde ve kararlılığında iseniz bu topyekun yapılacak bir aksiyondur…Türkiyeyi başta gelir dağılımı olmak üzere adaletli,yaşam kalitesi yüksek, dünyaya güven veren güçlü ve zengin MİLLİ bir ülke yapmak ideali için kaç kişi emek vermeye hazır?…

11- Milli olmanın ana yolu Türkçeyi gerçek anlamda kullanmaktan geçer. Ülkeye giren ürünlere karşılık bulmak, imal ettiğiniz ürünlere “yaşayan Türkçe elden gidiyor saplantılarını bırakıp” Türkçe isimler üretmek gerekir. Günlük hayatınızda çok sayıda Türkçe kelime ile konuşmak çok önemli değil mi. Kim umursuyor? Yabancı ülkelerde Türkleri Arap zannediyorlar doğal olarak. Çünkü alameti farikanız olan adlarınız bile Arapça ve Farsça. Millilikten bahsediyorsanız bari gelecek nesillerimize Türkçe isimler koyunuz…

12- Sınırlarımızda yaşadığımız tehlikelerin asıl suçlusu, MİLLİ olamayan devletimizdir. Bugün bu hataların diyetini ödüyoruz. Diğer yaşananlar bunun üzerine entegre olan yan sebeplerdir. CIA ülkeler raporuna baktığınızda Türkiye de yaşayan Kürtlerin İran, Irak ve Suriye de yaşayanların neredeyse 5 katı olduğunu görürsünüz. NİYE? düşündünüz mü? “Çoğalarak işgal etmek” diye bilinen yöntem kullanılırken , güneydoğuda 40 ar çocuk doğurtuluyor iken bu Devlet derin uykuda idi…

13- Sokaklarda bile yıllar öncesinden büyük kürdistan ve denize ulaşma hesapları bilindiği halde, işler bu noktaya gelene kadar seyirci kalan bir devlet, MİLLİ devlet değildir. Devletin geleceğini tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur. Ortadoğu ve Rusya arasında sıkışan Türkiye’nin günübirlik kararlar alması devleti pingpong topuna ( bunları sıkça yaşıyoruz maalesef) çevirdi. Dışişlerinde,diplomasi en yüksek seviyede uygulanmalıdır.Takım oyunu esas alınmalıdır. Dışişleri istihbaratının (varsa!) verileri diğer istihbarat kaynakları ile teyit edilmeden kararlar icra edilmemelidir.  ABD de bile dış politik kararlar, Başkanlık+ Kongre hatta Yüksek yargının katkıları ile alınır…

14- Kayseri nüfusunun 3 katı ( 3 milyon) Arap ülkemize hesapsız sokuldu.Bu siyasi sorumluluk kime ait? Milli bir devlet, milli bir kafa olsaydı, ulusal güvenlik açısından buna kesinlikle izin vermezdi. Toplumsal bir travma yaratan bu ulusal güvenlik felaketi orada kalmadı. Güneydoğuda uygulanan “çoğalarak işgal et” yöntemi bu defa Türkiye sathında Araplar ( 7 milyon civarı) tarafından yapılıyor ve Devlet-i Aliyye(!) bu olanları seyretmekle yetiniyor. Bunun neresi milli kafa ürünü. Devlet erkanı, Milli olalım derken, sanıyorum başka şeyleri kastediyor…

15- 1980 darbesi ile gerçekleşen toplumsal boşluğa yerleştirilen Fethullahçı casusluk örgütünün palazlandırılmasının altında yatan maksat, Türklüğü kullanarak ülkücülerden ,dini kullanarak akıncılardan, tolerans ve özgürlüğü savunarak soldan adam devşirmekti. Bunu becerdiler, ayrıca bütün değerleri çorba yaptılar. Akabinde Türkiye de” açık laboratuvar” olarak sosyal deneyler yapıldı ve hala devam ediyor. Devlete sızmalar vesaire hepsi KGB nin CIA in modası geçmiş yöntemlerini taklit ederek, herkesin gözü önünde bilerek yapılmış ve yaptırılmıştır. Devletin Milli kurumları o zaman neredeydi?…

16- Devlet elden gidiyor bahaneleri ile darbe yapmaktan geri durmayan TSK nın; kozmik odasına girilmesine ve aptalların bile inanmayacağı çakma deliller ile komutanlarının tutuklanmasına, kuzu kuzu boyun eğilmesinde anormallik olduğunu, sanki bilerek bu tuzağa düştüklerini, ilgili tarihlerde yazmıştım. Bu da diğerleri gibi ihanetlerin bir parçasıydı belki de…

17- Devlet,milli kafayı keşfetti ya! Benim söyleyeceklerim daha var… Yıl 2005 “Türk Silahlı Kuvvetleri en üst düzeyde TKK geçmelidir. Yani yurt içinde ve yurt dışında TÜRK devletine  yapılan her saldırı ve plana TSK NOKTASAL OPERASYON DÜZENLEMELİDİR. Bu bizim yaşam hakkımızdır.” Diye devam eden bir köşe yazım arşivlerimde… Geçen 12 yılda Türkiye’ye saldıran Irak ve güneydoğudaki hainlerin liderlerinden hangisi sessizce indirilmiştir?…

18- Yıl 2009, Fethullahçı taşeron casusluk örgütünün altın yılları.Şimdi vatandaşa doğruluk satanların el-pençe durdukları ve kanka oldukları zamanlar…Ben, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve kurumları uyarmak ile uğraşıyorum. O zamanın biz (aptal) milli kafalıları, yıl 2017 de iş işten geçtikten sonra itibar mı göreceğiz, yoksa rüya mı acaba!.

22406450_10155818182103256_5817863907797629759_n

19- Yukarıda gördüğünüz yazıma 2009 yılında gelen bir yanıtta” TSK daki tutuklamalardan niye rahatsız olduğumu, TSK nın hesap vermesi gerektiğini ve bunun darbeci paşaları yargılamak için tarihi! bir fırsat olduğunu” haykıran ve beni eleştiren kişi (T… O….) üyesi idi ve hala öğretim görevlisi olarak (E…..) üniversitesin de görev yapıyor…Yani etiketler ve üyelikler sizi yanıltmasın. Önemli olan niyetlerdir. Milli düşünebilmek bir ayrıcalıktır

20- Milli Kafa, vatana ve ortak yaşadığın topluma sevgidir,sadakatttir, vefa borcudur. Çok çalışarak, emek vererek, toplumsal her alanda, gelecek kuşaklara daha iyi bir miras bırakmaktır. Asla şovenlik yada saldırganlık değildir.

21- Binlerce senelik mirasımız olan atalarımızın başarıları ve yaptıkları ile övünürken ipin ucunu kaçırmak , tembelliğin ve yan yatmanın bir versiyonudur. Yeni şeyler üretememek, onların mirasının üzerine çullanmak, geçmişte yapılanlar ile böbürlenerek mirasyedi olmak! Üstelik toplumsal hiçbir katkıda bulunmadan, nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak!.. Günümüzde yapılanlar bunlar değil mi?Bunun adı bedavadan yaşamak değil mi? Bunun neresi Milli Kafa?..

22- Milli anlayış, muğlaklığı kaldırmaz.Dış çember bellidir ve herkes bunda mutabık ve mert olmalıdır. Nedir bu dış çember: Türkiyenin resmi dili Türkçedir. Ülkenin adı Türkiye dir. Vatandaş olanların uyrukları Türktür. Ortak paydamız; vatanı korumak, sahiplenmek,Türkiyeyi iç ve dış düşmanlarına karşı destelemeye ve korumaya yemin etmektir…Bireylerin inançları, yaşam tarzları, etnik dilleri, etnisiteleri vesaire dış çemberin içerisinde kalan ve anayasa ve toplumsal normlar ile korunan ,uygulanan ve bizim Milli çizgilerimizi aşmaya çalışmayan “özel hayatın” sınırları içerisinde kalmalıdır…

23-Devletin en tepesinden itibaren; yaşam tarzı,inanç veya partizanlık gibi ayırımlar yapmadan estirilecek sevgi, saygı, adalet ve samimiyet rüzgarı ile MİLLİ OLMAK konusunu, bu topluma sunduğumuz anda “Yükselen yıldız Türkiye” ufkumuzda ve zihinlerimizde belirecektir. Saygı ve sevgilerimle…

Oguz SOLAK  * Makina Mühendisi + Uluslararası İlişkiler Uz. / Sanayici*

15540874_10155094318178256_8899718112908972648_o

SARIKEÇİLİLER: Bin yıl önce Anadoluyu Türk yurdu haline getirmek için gelen, bazı Oguz boylarının oymakları dır. Akdeniz ve Ege dağlarında yaylanan ve Mersin yöresinde kışlayan bin yıllık geleneğimizin son temsilcileri olan Sarıkeçililer, yüzyıllardır uygulanan politikalar neticesinde fakir ve cahil bırakılmışlardır.Ne belirli bir yaylakları, ne belirli bir kışlakları vardır. Mezarlıkları bile yok, ölüm hangi dağ başında yakalarsa, orada gömüyorlar. Sarıkeçililer, arasında Türkuaz göz, sarışınlık çokça yaygındır. Evlad-ı Fatihan namıyla anılan asırlar önce Avrupa’ya yürüyen balkanlardaki soydaşlarımızın çoğu Sarıkeçili Yörüklerinin torunlarıdır.
KARAKEÇİLİLER: Oğuzların Kayı boyundan.İsimleri, Karacahisar kalesinin fethi sırasında Ertuğrul gazi tarafından verilen Karakeçililer, Orhan gaziden II. Abdülhamit zamanına kadar dışlanmışlardır. O kadar ki Güneydoğu bölgemizde yaşayan Karakeçililer, Arapça ve Kürtçe konuşmaya ve yüzyıllar içerisinde kaldıkları bu asimilasyon neticesinde kendilerini de Kürt sanmaya başlamışlardır.
Türkiye, Arap emperyalizmine adım adım girerken, kalan son iki YÖRÜK boyumuz; Karakeçililer ve Sarıkeçililere, Osmanlı ve Türkiye de yüzyıllardır Arap seviciliği yapanlar yüzünden, gereken ilgi ve özen gösterilmemiş, hatta dışlanmışlardır. Ne acı ki bin yıl öncesinin serdengeçtileri, Sarıkeçililerin bugün mezarlıkları bile yok. Soyumuza yaptığınız ihanetler saymakla bitmez ama yinede vicdanlarınız rahat değil mi!.. Çünkü Türk deyince sanki yüz kızartıcı suç işlemiş gibi insanları utandırdınız. Lafla boğdunuz , ırkçılık yapmayın hepimiz Müslümanız dediniz, günah dediniz, aşağıladınız, son olarak anayasadan Türklüğü sileceğiz bile dediniz unutmadık…Oguz SOLAK

21557807_10155743044078256_7833737280396515451_n

TÜRKİYE; bir taraftan yıkılıyoruz-bölünüyoruz, diğer taraftan şahlanıyoruz diyen iki ayrı görüş cephesine bölünmüş durumdadır. Ve her iki tarafta, perde arkasından verilen repliklere ve telkinlere kapıldıklarının ve ülkemize büyük zarar verdiklerinin hatırlatılmasına bile büyük tepki vermektedirler. Türkiye de olup bitenleri anlamlandırmak için Dünyada ki karmaşanın Nedenleri? Niçinleri? Nasılları ve yöntemlerine bakmak lazım: Soruların cevabı aslında toplumsal olaylara ilgi duyan herkesin bildiği yalınlıktadır. Ancak ele geçirme projelerinin algoritmaları çok karmaşık ve büyük finans kaynaklarına dayanmaktadır. Birden fazla bilim dalının kanunları sahada uygulanmaktadır. Medya ve iletişim, sosyal paylaşım siteleri oyunun olmazsa olmazlarıdır. işte herkesin anlayamayacağı kısım burasıdır.Çünkü ,öyle güçlü ve temiz algı oyunları yapılmaktadır ki gösterilenin aksini iddia etmeniz akıl sağlığınızın (!) sorgulanması sonucuna gidebilir…
NEDEN ve NİÇİN: Türkiye de olup bitenleri Dünyadaki karmaşadan ayırmak doğru bir analiz getirmez. Altta yatan temel gerçekler aynıdır. ileri sürülen makyajları sildiğiniz zaman, onca karmaşanın altında yatan gerçek neden olarak, insanların içgüdülerinin (thanatos içgüdüsü gibi), yine kendi egolarına hakimiyet kurmasından kaynaklandığı görürsünüz. Niçinler, bu nedenleri ileriye taşıyan binlerce bahane ile doldurulmuştur. Bugün dünyada oyun kuran güçlü yapılar ( derin devletler, para ve güç merkezleri, terör-mafya-istihbarat birliktelikleri gibi…) başka yüzler ve maskeler ile toplum mühendisliği yaptıkları için, ileri sürdükleri din, ahlak, hak ,hukuk, toprak bütünlüğü vesaire gibi etiketler illüzyondur. Gerçekler : Para, hakimiyet kurmak, saldırganlık, insanları köleleştirmektir. Sömürgeler oluşturmaktır.
NASILLAR ve YÖNTEMLER: Sosyoloji ve Psikoloji bilimleri başta olmak, tarih bilimi, toplumsal anlaşmazlıklar, kamu diplomasisi, antropolojinin bütün verileri kullanılmaktadır. Amigdala bölgesinin fonksiyonları ve İnsan zihnine ait ilgili bilgiler, insanların zafiyetleri kurgulanmakta ve kullanılmaktadırlar. ileri teknoloji ile konusunda uzmanlaşmış analistler ve teorisyenler bu işin mutfağında çalışmaktadırlar. Binlerce istihbarat ve casusluk parametresi bu işlere data taşımaktadır. Bazı vakıflar, dernekler, yardım kuruluşları, bankalar, uluslararası kuruluşlar vesaire… bu işte paravan olarak kullanılmaktadır. Takdir edersiniz ki anlaşılır olması için basitleştirerek yazdığım bu çalışmalar çok daha karmaşık ve detaylıdır.
Kullanılan yöntemler konusu: Gelişen medya, iletişim ve sosyal ağlar ,hatta reklamların ikna yöntemleri . Bankaların Türkiye de uyguladıkları rant yöntemleri , kişisel bilgilere ulaşma keyfiyetleri ve borçlandırma politikaları. Öz güveni eksik olan toplum ve insanlarda İman konusu ile etki alanı oluşturmak en güçlü silah olunca, Tarikat ve cemaatler reddedilse bile DE FACTO dinin yerini işgal etmiştir. En yakın ve acı örneği FETÖ. Diğer tarikatlar devlet kadrolarında ve kullanımı bekliyorlar. Yani inançları sömürme yöntemi. Türkiyenin toplumsal olaylarda açık laboratuar haline getirilmesi yöntemi. Kamu diplomasisi ile içerden insanların, özellikle yönetici kadroların zihinlerinin telkin edilmesi ve ayrıştırıcı politika yapma yöntemleri. Milyonlarca Arapın Türkiyeye elini kolunu sallayarak girmesi ve demografik yapı üzerindeki oluşturulan travma yöntemi… Bu liste çok uzun süreceği için sözü kısa keserek ülkemize, Türkiye’mize gelmek istiyorum… Türkler, 100 ün üzerinde devlet kurmuş, yönetmiş ve tarihteki yerlerini almışlardır. Binlerce yıllık devlet ve millet tecrübemize ve entelektüel sermayemize ait tarihsel dersleri kullanmamız önemlidir.Yöneticilerimiz ve aktif politikacılarımız vicdanlarını ve doğrularını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Herkes ben doğruyum diyor. Evet, Sosyolojide bir konuda birden fazla doğru olabilir. Ama doğrularınızın keşiseceği ortak noktaları siliyorsunuz. Farkında değilmisiniz?
Kapsamlı işgal yöntemlerinin uygulandığı Türkiye’nin bu dönemde bir ekiple yönetilmesi büyük risktir. Parlamentonun samimi bir işbirliğine girmesinin bahanesi olmamalıdır. Halka yapılan şikayet amaçlı miting veya basın açıklamaları Devletimize olan özgüveni daha fazla yaralamamalıdır.Bu işgal planını etkisiz hale getirmenin ilk ve en önemli adımı: Siyasi sorumluluğu üstlenen iktidar, her türlü bahaneyi dışlayarak, dış ülkelerle kavgayı bırakmalı, içerde barış ve güveni sağlamak için herkes den fazla bir adım atmalıdır….

Oguz SOLAK / Makine Mühendisi/ Uluslararası İlişkiler Böl.uz./ Sanayici

 

 

sil

Beynimiz sinaps adı verilen bağlantı noktaları ile iletişim kuran 86 milyar Nörona sahiptir. Bu bağlantı noktaları ile nöronlar arası uzaklık 20 nanometredir. Sizin her yeni bilgi ve tecrübeye ulaşma çabanız ile yeni sinapslar oluşur. Yani beyninizi kullanmak istediğiniz müddetçe trilyonlarca sinaps’a yenileri eklenir… Kulaktan kulağa fazla okumayın kafanız bozulur diye diye Tanrının bir parçası olan aklınıza, sizi ihanet ettirmesinler. Korkmayın, kafanız filan bozulmaz. Bozulan sadece sizi kullanmak isteyenlerin fitneleri olur. Her yeni bilgi, gelişim ve düşünce özgürlüğü demektir…

***

Türkiye’de ortalama yaşam süresi 78 yıl. Ömrümüzün yaklaşık 25 yılı uykuda geçiyor. Uyku, bilinçaltımızın özgür kaldığı, beynimizin kendini check-up yaptığı, mevcut bilgi seviyemizi aşan faaliyetlerin devam ettiği dinlenme durumudur. Belkide, bilinç seviyesinde kavrayamadığımız diğer yaşam formları ile aramızdaki enerji perdelerinin eşitlendiği ve iletişime geçildiği çok özel anlardır… Uyanık halde farkında olmadan boşa harcanan, kendi aklını kullanmaktan aciz, başka ruhların etki alanına kolaylıkla entegre olan, başkalarının emanet aklı ile yaşamlarını sürdüren zavallıları gördükçe ,düşünüyorum da Ülkemiz de uyku hali, uyanık olmaktan çok daha değerli gibi…

***

HARVARD Üniversitesinin bütçesi 109 milyar lira.Türkiye de 100 den fazla devlet üniversitesinin toplam bütçesi 19 milyar Lira.Biraz ayaklarımız yere değsin.Bu Güç, laf üreterek, böbürlenerek değil çok çalışarak gerçekleşir…

***

Avrupa Birliği ile Şanghay Beşlisi Farklı yapılar. AB entegrasyon üzerine genişleyen yapılanma. Şanghay ise birçok benzeri olan , sadece işbirliği örgütü. İç kamuoyuna verilen yeni bir aldatmaca. Şanghay beşlisinin oturmamış yapısı var, üstelik ÇİN tek ticari patron. Dış kamuoyuna hiçbir tesiri olmayan yersiz bir hamle…

***

Su ne tarafa akıyorsa halk o tarafa yöneliyor. Vatan sevgisi,devlet, bağımsızlığımız gibi üst yapıyı dolduran kavramlar, halkın birinci önceliği değil ama öyle görünmek herkesin işine geliyor. Politik hırs sosyal yapıyı oynak bir zemine taşıdı…

***

Kafkasya, birçok medeniyeti bünyesinde barındırmış önemli bir bölge. Gürcüler ve Çerkezler bu köklü medeniyetlerin büyük temsilcileri olmuşlar.Bu kültürler ile aramızda kan bağından çok daha önemli olan bir sevgi bağı var…Balkan göçleri ile gelen Türkler,becerileri ve çalışkanlıkları ile Türkiye’nin her alanda kalkınmasına vesile olmuşlardır…Oguz SOLAK

***

55 milyon km ötede, farklı bir yörüngede hareket eden Mars’a uzay aracı indiriliyor. Bilimin içerisinde birisi olarak ne denli karmaşık bir hesaplama gerektirdiğini hissetmek bile beni heyecanlandırıyor. Bilimlerin kraliçesi MATEMATİK olmasa bunların hiçbirini yapamazdık. Matematik insanoğlunun hala keşfetmeye devam ettiği en önemli buluşu ve eseridir…

***

Türkiye’de binlerce yanlıştan biriside Üniversitelerin, İş bulma kurumu gibi görülmeleridir. “ÜNİVERSİTELER,BİLİM EĞİTİM ve ÖĞRETİMİ YAPAN KURUMLARDIR.” Üniversitelere ilgi alanınıza göre bilim yapmak için gidilir. Bir Bilim dalından mezun olduktan sonra meslek olarak kullanırsınız o sizin seçiminiz. Gençlerimize bu doğruları Anne-Babaları aktarmalıdır. Politikacılar veya dış gruplar asla bunları aktarmazlar…

***

Boş övünme ile uçurulan konulardan birisidir BOR elementi… Dedim ya! üretmeyen toplumlar kendini tatmin için hikayeler uydurmaya ve ona da inanmaya başlar. Bor yarı metal bir elementtir.%95 i cam ve temizlik ürünleri endüstrisinde kullanılır. Konuya ilgi enerji ile alakalı. Adam Bor’u kömür gibi topraktan kazıyıp kürek kürek atıp yakacağım zannediyor ama İş öyle değil, topraktaki cevherinden elde edilmesi zahmetli. Kaldı ki yanan madde Bor değil. Borun bir kimyasal bileşiği olan Sodyum Bor Hidrür %10 oranında Hidrojeni adsorbe ediyor yani taşıyıcı. ABD 1960 yıllarda ordusunun yakıtını bu eksende karşılamak için karar almış ancak verimli olmadığı için vazgeçmiş… Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler Uz.

DERİN TÜRK MİLLETİ…

Yayınlandı: 26 Nisan 2017 / Yayımlanan yazılarım

ooo

DERİN TÜRK MİLLETİ…

700 yıl önce Tarsus’a 500 yıl önce Kayseri’ye gelerek ,Lala cami bölgesinde, Varsaklar mahallesini oluşturan, Oğuz soyundan gelenlerin şerefli bir ferdi olarak derim ki: Din tacirlerinin İslamı kullandıkları gibi TÜRKLÜĞÜMÜZÜ kullanan; Türkçüyüm, milliyetçiyim diyen hiçbir parti, vakıf, dernek, muhalif veya devlet-iktidar, bizi gütmeye! bize yol-yordam öğretmeye kalkmasın. Biz bu vatanın asli unsuruyuz. Sizler yönetici olduk, kitleleri peşimize taktık diye bizleri kullanamazsınız, köleleştiremezsiniz yada başka görüntüler ile Araplaştıramazsınız. Tarihin her döneminde yeni bir albenili senaryo ile karşımızda oldunuz.Daha dün, Fetö psikopatları, ülkenin her tarafını satarken görünmez idiniz, bugün Türkün bekasını kurtarıyoruz ile karşımızdasınız. Bu Devlet, Güneydoğuda yıllardır TÜRKÇE öğretemezken, adamlar 40 ar çocuk doğururken ortada yoktunuz. Şimdi bize vatan kurtarmayı öğretiyorsunuz! Bu döngü hiç bitmez biliyoruz.Yansımaları farklı ama bunların hepside aynı zincirin bir parçası, farkındayız, hep gözlemledik. Vatan ve Türk sevgisini sizin politik çıkarlarınıza yem etmeyecek kadar ve daha fazlası olan Türk soyunun genleri, yüzyıllardır zihnimizde. Sabırlıyız …Yaşam hakkımıza el uzatıldığı her şart altında DERİN TÜRK MİLLETİ her zaman küllerinden doğacaktır…Oguz SOLAK / Uluslararası İlişkiler Bölümü