Kamu diplomasisini kullanmak

Yayınlandı: 21 Aralık 2017 / Yayımlanan yazılarım

Sayın Cumhurbaşkanım;

Zat-ı Aliyelerinizin bildiği üzere, devletler arasında dostluk veya düşmanlık görüşleri üzerine şekillenmiş ilişkiler yerine, çıkar paylaşımlarına dayanan ilişkiler, geçerli olan reel politikadır. Ancak TÜRKİYE haklı olduğu konularda, yanlış stratejik yöntemler izlemesi sebebi ile kalkınmasına ve refahına ayıracağı mesai ve kaynaklarının nerede ise tümünü, Türkiye üzerinde emelleri olan legal ve illegal oluşumların saldırılarına karşı koymak için harcamaktadır. Devlet bu işe eski yöntemlerin dışında bir çare bulmalıdır. Naçizane, yoğun ilişkilerimizin olduğu ülkeler için uygulanmasını istediğim önerim şudur:

“Türkiye, Devlet başta olmak üzere ilgili sivil unsurları ve gerekli kaynakları ile bir bütün olarak başta Amerika Birleşik Devletleri Halkı olmak üzere Rusya, AB ülkeleri, İsrail, Ermenistan,Yunanistan ve diğer komşu ülke Halklarına yönelik kalıcı, evrensel kavrayıcılığı olan  KAMU DİPLOMASİSİ atağına geçmelidir.”

Türkiye’nin bir devlet ile anlaşmazlıkları varsa, bu ülkenin halkları ile değil, yönetimleri iledir. Fakat bir ülkenin yönetimine tepki gösteriyorsanız, o ülkenin halkı, sizin haklılığınızı anlamamak baskısında olur. Lakin kamu diplomasisi uygulamaları, ülkelerin halkları arasında samimi niyetlerle kurulan gönül ve sevgi bağlarının güçlenmesini sağlar. Yönetimleri aşar. Türkiye pragmatik hareket etmelidir. Donald Trump veya bir başka uluslararası oyuncunun veya fırsatçının alanını daraltmak  veya yaptırım güçlerini zayıflatmak için onlara tepki vermek yerine, ilgili ülkenin halkının kamu diplomasisi ile kazanılması varken, art niyetli liderler yada yönetimlerinden dolayı (ülkeler veya devletler) ile aramızı niye bozalım? Aslında sizlere; daha önce sunduğum, Devletin Milli yapılanması için fikir havuzu oluşturulması teklifim, bu teklifimi de içine alan, daha radikal bir öneri ve istektir. Saygılarımla arz ederim.

Oguz SOLAK /makine mühendisi/sanayici/ uluslararası ilişkiler böl.uz.

Reklamlar
savunma
Hedef 1: Türk savunma Bakanlığı +TSK, Pentagon’u yakalamalıdır.
M.Ö. 209 da Motun tarafından kurulduğunu kabul ettiğimiz Türk ordusunun tarihini M.Ö. 3000-1000 yılları arasında varlıklarını sürdüren Ti-lere ( Türklerin atası) kadar indirmek mümkün. Eski Türklerde eli silah tutan herkes ordunun doğal bir parçası. Belki de bu yüzden binlerce yıllık kökleri olan Türk ordusuna genetik anlamda bağlılığımız, vefa borcumuz, sevgimiz var. Bu tarihsel gerçeklerin oluşturduğu eksende güçlü bir ülke ve savunma sanayisi, Pentagon’u yakalamış bir ‘’Türk Savunma Bakanlığı +Türk Silahlı Kuvvetleri ‘’ gibi toplumsal beklentilerimizin olması kaçınılmaz bir süreç.
Bu İdealler, sanıldığının aksine bizi savaş makinesi olmaya değil sorumlu olmaya, güçlü ekonomiye, ileri teknoloji üretmeye sevk edebilir. Dünya tarihinde yaşanan değişimlere de bakarsanız ülkelerin savunma sanayileri evrensel teknolojinin ilerlemesine çok büyük ivmeler katmışlar, büyük buluşlar ortaya çıkartmışlardır. Savunma sanayiyi, ileri teknoloji üretebilen bir lokomotif olarak kullanabilmek bana göre akılcı bir yöntem olur.
Evrensel bilgi birikimi ve insanlığın geçirmiş olduğu evrimler, dünyanın ortak mirasıdır. Milattan binlerce yıl önce oluşan Mezopotamya kültürü ve bunu izleyen Mısır, Çin, Hint kültürleri Anadolu, Yunan yarımadası ve Batının kültürünü oluşturdu. Helenizm, Roma medeniyeti derken antik çağın birikimlerini kullanan İslam inancı, getirmiş olduğu akılcılık ile bilimi doruk noktasına ilerletti. Bu müthiş entelektüel birikimin üzerine katkıda bulunan Batı Dünyası aydınlanma dönemini ve sanayi çağını başlattı. Artan bir ivmeyle hareket eden bu ilerleme bilgi çağını ve ötesini zorlamaya başladı.
Batıda bu gelişmeler olurken bizim “ bilim” konusunu algılamamızda olumsuz yönde değişiklikler oluştu. İçtihat kapısının kapatılması ile bilimsel alanlarda donma ve gerileme başladı. Bilim adamı yetiştiren o toplumsal iklim kayboldu. İbn Haldun (1332-1406) ve Uluğ Bey gibi istisnaları saymazsak Türk-İslam dünyasında yetişen en son dahi bilim adamı İbn Rüşt’tür (1126-1198).
Yüzyıllardır bilim dünyasına katkımız olmadığı gibi, bilimden hep uzaklaştık. Kabul edelim ki entelektüel birikimimiz olmadığı için her alanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Hani derler ya her şeyin başı eğitim diye, buna ben katılmıyorum. Her şeyin başı, entelektüel birikimlerin ve yaşam tecrübelerinin rehberliğinde ihtiyacımız olan yapılanmaları gerçekleştirebilmemizdir. Entelektüel birikimimiz yoksa, içtihat kapımız hala kapalı ise buna eğitim konuları da dahil olmak üzere köklü hiçbir fikir ve iş üretemeyiz, birilerini taklit etmekten öteye gidemeyiz.
Hedef 2: Savunma sanayi konusunda entelektüel alt yapının tamamlanması gerekir.
 1- Fikirlerin ve tasarıların gerçekleşmesi için çıtayı devamlı yükseltmemiz ve çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekir. Ortak fikir birliktelikleri oluşturmak lazım. Ulaştığımız seviyeyi hep yetersiz görmek, her zaman daha mükemmeline ulaşmak gayretlerini ilerlemek için çok önemli bir motivasyon olarak görmek lazım.
2- Entelektüel bir birikim oluşturmak samimi olarak isteniyorsa her kurumdan ilgisiz bir temsilcinin geldiği komisyonlar oluşturarak, iş yapamamak yerine konunun İlgili emekçisinden, fikir üreteninden ve meraklısından bir konsey oluşturarak yararlanmak rasyonel bir yöntemdir ve birçok problemi (milli) olarak çözmemizi sağlayacaktır.
3- Üst seviyede yetenekleri olan teknik elemanların, yabancı dil seviyesine ve yaşına bakmadan değerlendirilmesi gerekir.
4- TÜBİTAK onlarca yıl öncesi savunma sanayi konusunda çalışmalar başlatsaydı ve özel sektöre gereken ilgi gösterilmiş olsaydı şimdi savunma sanayimiz çok farklı bir konumda olabilirdi.
5- Yönetimden yönetişim devrine geçiş hızlandırılmalıdır.
6- Bazı bürokratlar içtihat kapısını açmaya çalışan bizleri ( fikir işçilerini ) görmezden gelmeye devam ediyorlar. Kolektif bir zihin gücünü harekete geçirmenin ülkemiz için ne zararı olabilir ki?
 Hedef 3: Dünyanın en büyük casusluk ve istihbarat örgütü olan NSA gibi Teşkilatlanmış Türk Ulusal Güvenlik Ajansı (TUGA ) kurulmalıdır.
 Türk devletinin varlığını ve sahip olduğu değerleri koruması , önemli savunma sanayi projelerine gelecek tehlike ve tehditleri önceden haber alması için İstihbarat şemsiyesinin yeniden yapılandırılması gerekir. Askeri istihbarat kendi konumunda güçlendirilmeli, merkezi istihbarat teşkilatı MİT tamamen sivilleştirilmelidir. Oluşturulacak istihbarat şemsiyesinin bütün üyelerinin büyük gözü ve büyük kulağı TUGA ( Türk Ulusal Güvenlik Ajansı) Savunma sanayi yatırımlarını güvence altına almak için mutlaka kurulmalıdır.
Yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için Türkiye’nin güçlü bir ekonomiye sahip olması şarttır.
Savunma Sanayi Müsteşarlığının önemi:
Türkiye de savunma sanayi yatırımlarının artırılması yada millileştirilmesi konusu dönem dönem politikacılar ve bazı kesimler tarafından kamuoyunun gündemine getirilmiş ama geçen zaman içerisinde ciddi bir ilerleme olmamıştır. Ancak son yıllarda Türkiye’nin ekonomik açıdan güçlenmesi , üniversitelerimizin ,Tübitak’ın ve siyasi iradenin savunma sanayi yatırımlarına destek olması ile birlikte ilerleme kaydedilmeye ve stratejik planlamalar yapılmaya başlanmıştır. Bugün ,temeli 1985 yılında atılan ve 3238 sayılı kanunla “ Modern savunma sanayinin kurulması ve TSK nın modernizasyonu” görevi Savunma Sanayi Müsteşarlığına verilmiştir. Savunma Sanayi müsteşarlığı bu kanun çerçevesinde uygulanan temel politikasını şu cümleler ile ifade etmektedir: Yerli sanayi altyapısından azami ölçüde yararlanmak, ileri teknolojili yeni yatırımları yönlendirmek ve teşvik etmek, yabancı teknoloji ile işbirliği ve sermaye katkısını sağlamak, araştırma-geliştirme faaliyetlerini teşvik etmek suretiyle gerekli her türlü silah, araç ve gerecin mümkün olduğunca Türkiye’de üretiminin sağlanması olarak belirlenmiştir. Milli bir savunma sanayi altyapısının tesisini öngören bu politika ile, geçmiş uygulamalardan farklı olarak;özel sektöre açık, dinamik bir yapıya kavuşmuş,
ihracat potansiyeline sahip,yeni teknolojilere adapte olmakta güçlük çekmeyen,
teknolojik gelişmeler doğrultusunda kendini yenileme kabiliyeti bulunan, Türkiyeyi başta NATO ülkeleri olmak üzere, diğer pek çok ülke karşısında sürekli alıcı konumundan çıkaran ve dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir savunma sanayi kurulması öngörülmüştür.
Savunma sanayi müsteşarlığı çok önemli görevleri ifa etmektedir. Belki de bunlardan en önemlisi yerli özel sektörün savunma sanayi konusunda üretime sokulmasıdır.
Savunma sanayi yatırımları için yatırım talepleri:
Türkiye’nin bazı yörelerinin bu yarışta yer almak istemeleri ve bu sektörü ekmek kapısı olarak görmeleri normal karşılanabilir. Hatta o yörelerin politikacılarının da kendi yörelerinde yatırım yapılması için baskı gruplarını devreye sokmaları olasıdır. Ancak o yöreler ile ilgili hazırlanan raporların hemen hepsi artık önemini kaybetmiş fabrika organizasyonu kriterlerini içermektedir. Şebeke elektriğine bağlı bilgisayar ağlarına enerji hatlarından bile sızıldığı süper teknolojilerin yarıştığı , uluslararası sermaye ile dünyanın her yerinde sanayi üretimlerinin yapıldığı bir ortamda bölgenin stratejik öneminden veya ulaşım kolaylığından filan bahsetmek komik olmaktadır. Bu konuda en yetkin çalışmalar SSM ve TOBB un hazırlamış olduğu Savunma Sanayi raporlarıdır.
Ve Kayseri:
Kayseri bölgesinin savunma sanayi yatırımları için en önemli kozu ticarette ve sanayide para kazanmak için büyük gayret ve emek sarf eden pratik zekalı insanlarıdır. Tarihi kökenlerinden ve toplumsal yapısından kaynaklanan bu özelliğini; devletin, ülkemizin menfaatleri açısından Kayseri bölgesini savunma sanayi yatırımlarına yönlendirmesi gerekir.
Savunma Sanayi Müsteşarlığının Kayserinin kendine has yapısından dolayı bölgenin sosyolojik yapısını iyi analiz etmesi ve Kayseri’yi kazanması gerekir. Çünkü Kayseri’yi kazanan savunma sanayi yatırımlarını, savunma sanayi yatırımlarını kazanan Savunma bakanlığı da Türkiyeyi kazanmış olur. Önemli olan fikri alt yapıyı oluşturmak ve hedeflere ilerlemektir. Yatırım yapılacak bölgeler ile ilgili diğer teknik ve istatistiki bilgilerin hepsi devletin ilgili kurumlarından açık ve güncel bir biçimde kamuoyuna zaten sunulmaktadır.
Sonuç olarak:
Savunma endüstrisini sadece silah üretimi olarak algılamak dar görüşlülük olur. Güvenliğimizi sağlamaya yönelik çalışmalar aslında bizim ekonomik açıdan güçlenmemize, sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamıza ivme kazandıracaktır. Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında “yeryüzünde yaşam” belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Artık evrensel düşünmek ve hareket etmek zorundayız. Dünya ile ilgili politikaları etkilemek ve söz sahibi olmak durumundayız. Mevcut entelektüel sermayemizi güçlendirerek, maddesel ve zihinsel anlamda sanayileşme aşamasını tamamlayarak bilgi üretenler ve satanlar sınıfına dahil olmalıyız. Hedefimiz çok bilerek, çok çalışarak, çok emek vererek Türk Devletini dünyanın zirvesine taşımaktır. Ekim-2011 Salı
Oguz Solak / Sanayici / Makine mühendisi /A.Ü. İkt.Fak. Uluslararası İlişkiler Böl. Öğr.

NOT:

savunma
Hedef 1: Türk savunma Bakanlığı +TSK, Pentagon’u yakalamalıdır.
M.Ö. 209 da Motun tarafından kurulduğunu kabul ettiğimiz Türk ordusunun tarihini M.Ö. 3000-1000 yılları arasında varlıklarını sürdüren Ti-lere ( Türklerin atası) kadar indirmek mümkün. Eski Türklerde eli silah tutan herkes ordunun doğal bir parçası. Belki de bu yüzden binlerce yıllık kökleri olan Türk ordusuna genetik anlamda bağlılığımız, vefa borcumuz, sevgimiz var. Bu tarihsel gerçeklerin oluşturduğu eksende güçlü bir ülke ve savunma sanayisi, Pentagon’u yakalamış bir ‘’Türk Savunma Bakanlığı +Türk Silahlı Kuvvetleri ‘’ gibi toplumsal beklentilerimizin olması kaçınılmaz bir süreç.
Bu İdealler, sanıldığının aksine bizi savaş makinesi olmaya değil sorumlu olmaya, güçlü ekonomiye, ileri teknoloji üretmeye sevk edebilir. Dünya tarihinde yaşanan değişimlere de bakarsanız ülkelerin savunma sanayileri evrensel teknolojinin ilerlemesine çok büyük ivmeler katmışlar, büyük buluşlar ortaya çıkartmışlardır. Savunma sanayiyi, ileri teknoloji üretebilen bir lokomotif olarak kullanabilmek bana göre akılcı bir yöntem olur.
Evrensel bilgi birikimi ve insanlığın geçirmiş olduğu evrimler, dünyanın ortak mirasıdır. Milattan binlerce yıl önce oluşan Mezopotamya kültürü ve bunu izleyen Mısır, Çin, Hint kültürleri Anadolu, Yunan yarımadası ve Batının kültürünü oluşturdu. Helenizm, Roma medeniyeti derken antik çağın birikimlerini kullanan İslam inancı, getirmiş olduğu akılcılık ile bilimi doruk noktasına ilerletti. Bu müthiş entelektüel birikimin üzerine katkıda bulunan Batı Dünyası aydınlanma dönemini ve sanayi çağını başlattı. Artan bir ivmeyle hareket eden bu ilerleme bilgi çağını ve ötesini zorlamaya başladı.
Batıda bu gelişmeler olurken bizim “ bilim” konusunu algılamamızda olumsuz yönde değişiklikler oluştu. İçtihat kapısının kapatılması ile bilimsel alanlarda donma ve gerileme başladı. Bilim adamı yetiştiren o toplumsal iklim kayboldu. İbn Haldun (1332-1406) ve Uluğ Bey gibi istisnaları saymazsak Türk-İslam dünyasında yetişen en son dahi bilim adamı İbn Rüşt’tür (1126-1198).
Yüzyıllardır bilim dünyasına katkımız olmadığı gibi, bilimden hep uzaklaştık. Kabul edelim ki entelektüel birikimimiz olmadığı için her alanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Hani derler ya her şeyin başı eğitim diye, buna ben katılmıyorum. Her şeyin başı, entelektüel birikimlerin ve yaşam tecrübelerinin rehberliğinde ihtiyacımız olan yapılanmaları gerçekleştirebilmemizdir. Entelektüel birikimimiz yoksa, içtihat kapımız hala kapalı ise buna eğitim konuları da dahil olmak üzere köklü hiçbir fikir ve iş üretemeyiz, birilerini taklit etmekten öteye gidemeyiz.
Hedef 2: Savunma sanayi konusunda entelektüel alt yapının tamamlanması gerekir.
 1- Fikirlerin ve tasarıların gerçekleşmesi için çıtayı devamlı yükseltmemiz ve çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekir. Ortak fikir birliktelikleri oluşturmak lazım. Ulaştığımız seviyeyi hep yetersiz görmek, her zaman daha mükemmeline ulaşmak gayretlerini ilerlemek için çok önemli bir motivasyon olarak görmek lazım.
2- Entelektüel bir birikim oluşturmak samimi olarak isteniyorsa her kurumdan ilgisiz bir temsilcinin geldiği komisyonlar oluşturarak, iş yapamamak yerine konunun İlgili emekçisinden, fikir üreteninden ve meraklısından bir konsey oluşturarak yararlanmak rasyonel bir yöntemdir ve birçok problemi (milli) olarak çözmemizi sağlayacaktır.
3- Üst seviyede yetenekleri olan teknik elemanların, yabancı dil seviyesine ve yaşına bakmadan değerlendirilmesi gerekir.
4- TÜBİTAK onlarca yıl öncesi savunma sanayi konusunda çalışmalar başlatsaydı ve özel sektöre gereken ilgi gösterilmiş olsaydı şimdi savunma sanayimiz çok farklı bir konumda olabilirdi.
5- Yönetimden yönetişim devrine geçiş hızlandırılmalıdır.
6- Bazı bürokratlar içtihat kapısını açmaya çalışan bizleri ( fikir işçilerini ) görmezden gelmeye devam ediyorlar. Kolektif bir zihin gücünü harekete geçirmenin ülkemiz için ne zararı olabilir ki?
 Hedef 3: Dünyanın en büyük casusluk ve istihbarat örgütü olan NSA gibi Teşkilatlanmış Türk Ulusal Güvenlik Ajansı (TUGA ) kurulmalıdır.
 Türk devletinin varlığını ve sahip olduğu değerleri koruması , önemli savunma sanayi projelerine gelecek tehlike ve tehditleri önceden haber alması için İstihbarat şemsiyesinin yeniden yapılandırılması gerekir. Askeri istihbarat kendi konumunda güçlendirilmeli, merkezi istihbarat teşkilatı MİT tamamen sivilleştirilmelidir. Oluşturulacak istihbarat şemsiyesinin bütün üyelerinin büyük gözü ve büyük kulağı TUGA ( Türk Ulusal Güvenlik Ajansı) Savunma sanayi yatırımlarını güvence altına almak için mutlaka kurulmalıdır.
Yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için Türkiye’nin güçlü bir ekonomiye sahip olması şarttır.
Savunma Sanayi Müsteşarlığının önemi:
Türkiye de savunma sanayi yatırımlarının artırılması yada millileştirilmesi konusu dönem dönem politikacılar ve bazı kesimler tarafından kamuoyunun gündemine getirilmiş ama geçen zaman içerisinde ciddi bir ilerleme olmamıştır. Ancak son yıllarda Türkiye’nin ekonomik açıdan güçlenmesi , üniversitelerimizin ,Tübitak’ın ve siyasi iradenin savunma sanayi yatırımlarına destek olması ile birlikte ilerleme kaydedilmeye ve stratejik planlamalar yapılmaya başlanmıştır. Bugün ,temeli 1985 yılında atılan ve 3238 sayılı kanunla “ Modern savunma sanayinin kurulması ve TSK nın modernizasyonu” görevi Savunma Sanayi Müsteşarlığına verilmiştir. Savunma Sanayi müsteşarlığı bu kanun çerçevesinde uygulanan temel politikasını şu cümleler ile ifade etmektedir: Yerli sanayi altyapısından azami ölçüde yararlanmak, ileri teknolojili yeni yatırımları yönlendirmek ve teşvik etmek, yabancı teknoloji ile işbirliği ve sermaye katkısını sağlamak, araştırma-geliştirme faaliyetlerini teşvik etmek suretiyle gerekli her türlü silah, araç ve gerecin mümkün olduğunca Türkiye’de üretiminin sağlanması olarak belirlenmiştir. Milli bir savunma sanayi altyapısının tesisini öngören bu politika ile, geçmiş uygulamalardan farklı olarak;özel sektöre açık, dinamik bir yapıya kavuşmuş,
ihracat potansiyeline sahip,yeni teknolojilere adapte olmakta güçlük çekmeyen,
teknolojik gelişmeler doğrultusunda kendini yenileme kabiliyeti bulunan, Türkiyeyi başta NATO ülkeleri olmak üzere, diğer pek çok ülke karşısında sürekli alıcı konumundan çıkaran ve dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir savunma sanayi kurulması öngörülmüştür.
Savunma sanayi müsteşarlığı çok önemli görevleri ifa etmektedir. Belki de bunlardan en önemlisi yerli özel sektörün savunma sanayi konusunda üretime sokulmasıdır.
Savunma sanayi yatırımları için yatırım talepleri:
Türkiye’nin bazı yörelerinin bu yarışta yer almak istemeleri ve bu sektörü ekmek kapısı olarak görmeleri normal karşılanabilir. Hatta o yörelerin politikacılarının da kendi yörelerinde yatırım yapılması için baskı gruplarını devreye sokmaları olasıdır. Ancak o yöreler ile ilgili hazırlanan raporların hemen hepsi artık önemini kaybetmiş fabrika organizasyonu kriterlerini içermektedir. Şebeke elektriğine bağlı bilgisayar ağlarına enerji hatlarından bile sızıldığı süper teknolojilerin yarıştığı , uluslararası sermaye ile dünyanın her yerinde sanayi üretimlerinin yapıldığı bir ortamda bölgenin stratejik öneminden veya ulaşım kolaylığından filan bahsetmek komik olmaktadır. Bu konuda en yetkin çalışmalar SSM ve TOBB un hazırlamış olduğu Savunma Sanayi raporlarıdır.
Ve Kayseri:
Kayseri bölgesinin savunma sanayi yatırımları için en önemli kozu ticarette ve sanayide para kazanmak için büyük gayret ve emek sarf eden pratik zekalı insanlarıdır. Tarihi kökenlerinden ve toplumsal yapısından kaynaklanan bu özelliğini; devletin, ülkemizin menfaatleri açısından Kayseri bölgesini savunma sanayi yatırımlarına yönlendirmesi gerekir.
Savunma Sanayi Müsteşarlığının Kayserinin kendine has yapısından dolayı bölgenin sosyolojik yapısını iyi analiz etmesi ve Kayseri’yi kazanması gerekir. Çünkü Kayseri’yi kazanan savunma sanayi yatırımlarını, savunma sanayi yatırımlarını kazanan Savunma bakanlığı da Türkiyeyi kazanmış olur. Önemli olan fikri alt yapıyı oluşturmak ve hedeflere ilerlemektir. Yatırım yapılacak bölgeler ile ilgili diğer teknik ve istatistiki bilgilerin hepsi devletin ilgili kurumlarından açık ve güncel bir biçimde kamuoyuna zaten sunulmaktadır.
Sonuç olarak:
Savunma endüstrisini sadece silah üretimi olarak algılamak dar görüşlülük olur. Güvenliğimizi sağlamaya yönelik çalışmalar aslında bizim ekonomik açıdan güçlenmemize, sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamıza ivme kazandıracaktır. Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında “yeryüzünde yaşam” belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Artık evrensel düşünmek ve hareket etmek zorundayız. Dünya ile ilgili politikaları etkilemek ve söz sahibi olmak durumundayız. Mevcut entelektüel sermayemizi güçlendirerek, maddesel ve zihinsel anlamda sanayileşme aşamasını tamamlayarak bilgi üretenler ve satanlar sınıfına dahil olmalıyız. Hedefimiz çok bilerek, çok çalışarak, çok emek vererek Türk Devletini dünyanın zirvesine taşımaktır. Ekim-2011 Salı
Oguz Solak / Sanayici / Makine mühendisi /A.Ü. İkt.Fak. Uluslararası İlişkiler Böl. Öğr.

NOT:

yılxx copy

25 yıl önce yayımlanan yazımdan bir paragraf ile konuya girmek istiyorum: “Devleti oluşturan bizleriz. Biz devletimize motor gücü sağlamaz,ondan uzaklaşır isek devlet milliliğini kaybeder ve Türk milletinin devleti olmaktan uzaklaşır.” 
Geçmişte kalan 25 yıla bakıyorum da milli devlet yapılanması idealleri için mücadele ederken; en gizli savunma planlarına bir hamle ile girilen, Genelkurmayı ensesinin dibine kadar dinlenen, suyu çıkmış CIA veya KGB taktikleri ile ülkeyi işgal eden taşeron casusluk çetesine bile karşı koyamayan Devleti gözlemlemek, benim için büyük hayal kırıklığı oldu…Ülkemizin neden, büyük olmak ideali yok? Özetin özeti cümleler ile bazı tespitlerimi sizlere aktarmak istiyorum.Bu arada belirtmek isterim ki tespitlerimde her olan bitene *dış güçler* tabiri kullanmam. Bu sorunlardan kaçmak yada bahanelere sığınmak olur. Sorunlar ve çözümlerini, (biz) olarak görmek en sağlıklı ve gerçekçi yöntemdir: 
Toplumsal dokumuz; bencillikleri, kurnazlıkları veya çaresizlikleri yada inançları sebebiyle (ben haklıyım) diye düşünen bireyler tarafından KOMÜNLER biçiminde parçalanmıştır.Ne yazık ki toplumun büyük kesimi, ortak değerlerimizi paylaşmaktan uzaklaştıklarının farkında bile değildir. Başka bir açıdan baktığımızda,İyi niyetli insanlarımızın bir taraftan geçim derdi diğer taraftan kavram kargaşası içerisinde oportünizme itilmiş olduklarını görmekteyiz.Bu zor günleri yaşarken insanlarımızı, bilim rehberliğinde aydınlatması beklenen üniversiteler ve üniversite hocaları ya sessiz kalmıştır yada politik bir organa angaje olarak bireyselleşmiş veya kutuplaşmışlardır.
Zafiyetlerden bir diğeri; Halkımızın hala geçmişte yaşıyor ve geçmişle övünüyor yada geçmişle hesaplaşıyor olmasıdır. Aynı kafayı ecdadımızda taşısaydı Selçuklu yada Osmanlı, taş üstüne taş koyamayacak ve arpa boyu yol alamadan tarih sahnesinden kaybolacaklardı.Bu eksende düşünmelisiniz ki gelecek nesillerimize aktaracak bir değer üretebiliyor muyuz? 
Milli devlet yapılanmasının en önemli ayaklarından birisi olan Türkçenin genişlemesinin engellenmesi, en önemli sorunlardan bir diğeridir. TDK ve dil ile bağlantılı herkes şapkasını önüne koyup düşünmelidir.Sahaya inemiyorsunuz kaldı ki 7 milyar insana (dünyaya), dar bir alana hapsedilmiş Türkçe ile nasıl hitap edeceksiniz? Üretim çeşitliliğinin çok hızla arttığı günümüzde üretilen eşyalara Türkçe isimler türetmezseniz, bu toplum ya yabancı terimler kullanacak yada tarzanca sözcükler türetecektir ki şu anda bu oluyor. Maalesef dil konusunda yanlış işler yapılıyor ve fiilen, Türkçenin manevra kabiliyeti yok ediliyor.
Dış güçler her zaman var ve olacaktır. Onlar ellerinden geleni arkalarına bırakmayabilirler.Çünkü oyunu kuralı bu. Niye yapıyorlar demek veya her olumsuzluğu onlar yaptı demek akla ziyan bir durumdur. Küçük duruma düşmektir.Devlet bahaneler üretmek yada ağlamak pozisyonundan kurtulmalı, kendi önlemlerini alacak şekilde yapılanmalıdır.
Demir tavında dövülür derler. Milli devletin önemi ve gerekleri konusunda uzun yıllardır ve tavında yazdıklarımız hep yerini buldu. Ancak yazılanları okumayan ve iş işten geçtikten sonra vatan elden gidiyor, vs… diye şikayet eden,hayıflanan vatanseverleri! hiç anlamadım. Naçizane, küçük görseniz de üretilen bir fikri yada analizi okumanızı isterim..Son olarak
1- Türkiye, Milli Devlet yapılanmasına gitmelidir 
2- Türkçenin çoğalma ve işlevsel olma özgürlüğü bizzat hizmet edenler tarafından engellenmektedir. Buna kendileri son vermelidir. 
3-Toplumu oluşturan bireyler bir yerden emir beklemeden kendi iradeleri ile geçmişte yaşamaktan sıyrılarak, gelecek nesillere bırakacağı kültür varlıkları üretmelidirler. 
4- Bu ülke, dış güçler hezeyanını bırakmalıdır…Kasım-2017 Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler uz.

evl-e1510734254622

Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yön. Kur. Üyesi iken 10 yıl önce yayımlanmış bir yazım. Problemin ve çözümünün, BİZ olduğuna inancım  hâlâ değişmedi…Kasım /2017

…Yazılarıma göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ediyorum. Politikacı , yazar veya gazeteci değilim. Ancak kimsenin uzmanlık alanına girmeden , tecrübelerimi ve olayları algılama biçimimle yorumlarımı ve çözüm önerilerimi , yaklaşık 900 adreste ülkemizin en seçkin kurum ve insanlarına ,yurt dışında Türk dünyasının önemli insanlarına ulaştırıyorum. Yaşamakta olduğumuz olağanüstü şartlarda vatana sahip çıkmak DERİN Milletin görevidir. Bu işler parayla pulla olmaz. Bu bir bilinç yapılanmasıdır. Bu bilinç bir kısım Türklerin belkide yaradılışında vardır. Türkiye de derin devletin varlığına inanmıyorum. Görülen o ki varsa bile bu milletin hayrına değil kendi kesesine çalışıyorlar…Amma Türk Dünyasında DERİN bir millet vardır. Hem de milletin bağrında yaşamaktadır. Mustafa Kemal Atatürk de Derin Milletin en mükemmel örneklerinden birisidir ve kalplerimizde müstesna bir yeri vardır.
Mit başkanı Emre Taner Beyefendinin, son açıklamalarından dolayı şahsını ve Mit i kutluyorum.Türk milletinin istikbali, Türk silahlı Kuvvetlerine ve Milli istihbarat Teşkilatına emanettir inancındayım. Ancak bu inanç bizi kurtarmıyor. Bu kurumlara elimizden gelen fedakarlığı yapmalıyız.
Ben ısrarla mevcut sorunlarımızın BİZ den kaynaklandığı, çözümün de BİZ de olduğu konusunda iddialıyım. Dışarıdan düşman arayarak zaman geçirmeyelim,dışarıda zaten düşman var.Fakat düşmana gerek kalmadan biz birbirimizi harcıyoruz maalesef.
Yıllardır su kaynaklarımız alarm veriyor.Topraklarımız çölleşiyor. Toplumsal bir seferberlik için yokuz. Ama nükleer enerjiye karşı çıkmak için varız. Nükleer enerji kullanılabilecek en köklü ve temiz enerjidir.Yapmamız gerekenlere sadece ve sadece bakıyoruz öylece…Dış politikada yaptıklarımız gibi, Türk Dünyasına aval aval baktığımız gibi…Fakat gönüllü çalıştığımız derneklerin, partilerin yönetim kurullarında vesaire, birlik içerisinde olacağımız yerlerde ise birdenbire canavar kesiliriz. Komplekslerimiz tavan yapar. Karşımızdaki insanı nasıl aşağılayacağımızı , dışlayacağımızı hesaplarız. Anlatılmaz ki! anlatsam. Ama siz yinede tahmin edersiniz ne demek istediğimi.
Lafı fazla uzatmadan önerilerimi ve tespitlerimi sizlere iletmek istiyorum.
1- Kalkınma fikri zihinlerde başlar. Bu fikriyat toplumsal bir ideal, bir tutku haline gelirse, parlamentoya giden siyasetçiler ve siyasi partiler bunun uygulayıcısı olacaklardır. Neden önce siyasetçiler. Çünkü bu ülkeyi siyasetçiler yönetiyorlar veya görünürde en son kararı onlar veriyorlar, dernekler veya odalar değil.
Yıllarca bu toplum, siyasetçileri ; hem baş tacı yapmış hemde aşağılamıştır. Onları kanunsuz ilan etmiş ancak kendi çıkarları söz konusu olunca onlara, kanunları çiğnettirmiş veya kanunsuzluğa azmettirmişlerdir. Hem onları seçmişler hemde onları denetlememişlerdir. Kısacası ülkesini yönetecek kadroları sersemleştiren, aptallaştıran bir toplum, kendi iradesizliği ile meydana getirdiği bu canavar sistemin esiri haline gelmiştir. Şimdi kamuoyu araştırmalarına bakıyorsunuz siyasetçiler en güvenilmezler. Ama bu ülkeyi siyasetçiler yönetiyor. Yani biz hem siyasilere güvenmiyoruz hemde kendimizi yönettiriyoruz. Türk toplumu bu yaman çelişkiyi ve onlarca yıldır yapmış olduğu hataları düzeltmek zorundadır.
2- Yapılan muhalefetin yanlış olduğu inancındayım.Türkiyede siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin yada makam sahibi zatların yapmış olduğu muhalefet değil, olsa olsa iktidara yapılan gollük paslar olmaktadır.Planlanmamış, alt yapısı hazırlanmamış söylemlerle her yapılana karşı durmanın adı muhalefetse bundan vazgeçmemiz gerekir.
3- Töreler hakkında söyleyeceklerim de var. Töre adı altında her türlü sapkınlık yapılırken Baba bir akademisyenimiz veya gazetecimiz mertçe çıkıp, Bu töre denilen oluşumların ne Türk Töreleri ile nede Türklerle alakası olmadığını veya Türklerde havaya ateş açmak gibi bir saçmalığın olmadığını anlatamıyor. Halbuki; Azılı bir Türk Düşmanı olan Armstrong, Bozkurt adlı eserinde bakınız ne diyor. Türkler; vahşi ortaasya topraklarının uçsuz bucaksız steplerinde avlanan bozkurtlar kadar acımasız ve gaddardılar. Gene de göçebe yaşamlarının sunduğu tehlikeler ve risklere karşı Önderlerine kayıtsız ve şartsız boyun eğecek kadar DİSİPLİNLİYDİLER.
Kurtuluş savaşında hem düşmanla hem yoklukla mücadele eden bir ecdadın torunları zevk için havaya ateş açmaz, günahsız insanları öldürerek bunun adına da Töre demez. Saygılarımla.
Oguz Solak—sanayici—18.ocak.2007
Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yön. Kur. Üyesi

milli

Milli olmak, sadece nutuk atmak ile olmuyor. Bunları telafi etmek için iyi niyet var ise önce devletin ve hükumetlerin hatalarını görmesi gerekiyor. Uzun yıllar aktarmaya çalıştığımız gerçekleri, parça parça tekrar aktarmak istiyorum.

1- Millileşme konusunda, 40 yıldır,naçizane fikirlerimi ve önerilerimi devletin kilit noktalarına sunan birisi olarak; vatanseverlik konusunda her bireyin sövmek, şikayet etmek yada taraf olmak yerine, fikirlerini (Türkiye’nin menfaatleri için elbette) bir tarafa not almalarını ve uygun zamanda kamusal alanda paylaşmalarını öneririm… Globalleşen dünyada milli karakterlerine sahip çıkan milletler, saygı ve ilgi görmektedir…

2- Milli olmak, sınırları kapatmak, dünya ile ilişkileri sınırlamak değildir. Tam tersine, dünyaya açılmak, diğer ülkelere saygı göstermek ile diplomasi sanatını iyi bilmek ve kullanmak ile zirveyi zorlarsınız. Saldırgan davranışlar sadece, ülkeyi kullanmak isteyen yapıların işine yarar…

3- Halkın şunu idrak etmesi gerekiyor: Türkiye de yapılan büyük toplumsal yıkımlar, maalesef ülkemizin içinden,milliliğin özünde ne olduğunu kavrayamayan kanaat önderlerinin yada etkili makam sahiplerinin etkilediği kesimlerden gelmiştir ve geliyor…

4-Özellikle vatanseverlik konusunda hassas olan insanlarımız, milli olan konularda ( nedenlerini bilmedikleri halde ) etki alanına çok çabuk kapılıyorlar. Günlük politika, halkı öne sürmek ister, halbuki devlet siyaseti (varsa!) yerleşik kadroları ve sizin bilmediğiniz istihbarat bilgileri ile hareket eder. Eğer kızmak, sövmek veya tehdit ile her şey düzelse idi şimdi dünyanın en güvenli ülkesi olurduk!.

5- Milli olmayı yanlış yada eksik kavrayan kesimlerin en büyük zaafları; görüşleri yada karşı görüşleri dinlemezler. Egoları hep ben haklıyım der, dogmaları ve saplantıları vardır. Öz güvenleri eksiktir.Gaza çabuk gelirler veya getirilirler. Milli meselelerde iç ve dış düşmanların kullandıkları hep bu model insanlardır. İsimlerinin önündeki unvanları artıkça tehlikeli olmalarının boyutu da doğru orantılı olarak artar..

6- Uzun yıllardır, devletin milli olması gerektiğini ve nedenlerini yazdım.Burada şunu söylemeyi önemsiyorum: Devlet milli olmalı ama halkın seçtiği iktidarlar için aynı şeyi söylerseniz gerçeklerden uzaklaşır ve kendi dünyanızda yaşamaya başlarsınız. Yani iktidarlar değişik hedefler için gelmiş olabilirler. Buradaki püf nokta: Devletin, milli olma vasfının ve yaptırım gücünün sağlam temeller üzerinde olmasıdır. Devlet her türlü uygulamayı milli kabul sınırlarımız içerisinde tutacak yeterlilikte olmalıdır…

7- Yüzyirmiden fazla devlet kuran Türklerin,milli kabullerinin sınırlarını tarih ve kültürleri çizmiş ve şekillendirmiştir. Ancak konunun dayandığı merkez olan ( Devlet ) ,son yıllarda büyük tahribat almıştır. Devletin milli kimliğini kazanması ve soğan kabuğu gibi kat kat oluşturulan CASUSLUK faaliyetlerinin temizlenmesi sabır ve samimiyet ister. Bu, yaşamsal konu olarak ele alınmalı ve çözülmelidir. Aksi takdirde bunun üzerine inşa ettiğiniz her yapı güvensiz olur….

8- Millileşme bilgi, samimiyet ve koordinasyon ister…Benim gibi milli konularda, yıllarca(naçizane) birikim yapmış insanları YOK saymanın doğru olmadığını savunuyorum. Biz bunları yıllarca çektik. Artık bu konularda kibir ve kasıntıyı, benim adamım saplantılarını terk etmek ve devletin entelektüel birikimini zenginleştirmek zamanıdır.

9- Savunma, istihbarat ve casusluk konularında da yazmış birisi olarak diyorum ki: Eğitim ve öğretim başta olmak üzere her kritik alanda sürekli politika değiştiren KİMLERSE onlar MİLLİ olamamamızın en büyük engelleridir. HATA yapacak yöneticileri kaldıracak zamanımız artık kalmamıştır…

10- Bir devlet ve onun milleti ,parça parça MİLLİ olamaz. Milli olmak samimiyetinde ve kararlılığında iseniz bu topyekun yapılacak bir aksiyondur…Türkiyeyi başta gelir dağılımı olmak üzere adaletli,yaşam kalitesi yüksek, dünyaya güven veren güçlü ve zengin MİLLİ bir ülke yapmak ideali için kaç kişi emek vermeye hazır?…

11- Milli olmanın ana yolu Türkçeyi gerçek anlamda kullanmaktan geçer. Ülkeye giren ürünlere karşılık bulmak, imal ettiğiniz ürünlere “yaşayan Türkçe elden gidiyor saplantılarını bırakıp” Türkçe isimler üretmek gerekir. Günlük hayatınızda çok sayıda Türkçe kelime ile konuşmak çok önemli değil mi. Kim umursuyor? Yabancı ülkelerde Türkleri Arap zannediyorlar doğal olarak. Çünkü alameti farikanız olan adlarınız bile Arapça ve Farsça. Millilikten bahsediyorsanız bari gelecek nesillerimize Türkçe isimler koyunuz…

12- Sınırlarımızda yaşadığımız tehlikelerin asıl suçlusu, MİLLİ olamayan devletimizdir. Bugün bu hataların diyetini ödüyoruz. Diğer yaşananlar bunun üzerine entegre olan yan sebeplerdir. CIA ülkeler raporuna baktığınızda Türkiye de yaşayan Kürtlerin İran, Irak ve Suriye de yaşayanların neredeyse 5 katı olduğunu görürsünüz. NİYE? düşündünüz mü? “Çoğalarak işgal etmek” diye bilinen yöntem kullanılırken , güneydoğuda 40 ar çocuk doğurtuluyor iken bu Devlet derin uykuda idi…

13- Sokaklarda bile yıllar öncesinden büyük kürdistan ve denize ulaşma hesapları bilindiği halde, işler bu noktaya gelene kadar seyirci kalan bir devlet, MİLLİ devlet değildir. Devletin geleceğini tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur. Ortadoğu ve Rusya arasında sıkışan Türkiye’nin günübirlik kararlar alması devleti pingpong topuna ( bunları sıkça yaşıyoruz maalesef) çevirdi. Dışişlerinde,diplomasi en yüksek seviyede uygulanmalıdır.Takım oyunu esas alınmalıdır. Dışişleri istihbaratının (varsa!) verileri diğer istihbarat kaynakları ile teyit edilmeden kararlar icra edilmemelidir.  ABD de bile dış politik kararlar, Başkanlık+ Kongre hatta Yüksek yargının katkıları ile alınır…

14- Kayseri nüfusunun 3 katı ( 3 milyon) Arap ülkemize hesapsız sokuldu.Bu siyasi sorumluluk kime ait? Milli bir devlet, milli bir kafa olsaydı, ulusal güvenlik açısından buna kesinlikle izin vermezdi. Toplumsal bir travma yaratan bu ulusal güvenlik felaketi orada kalmadı. Güneydoğuda uygulanan “çoğalarak işgal et” yöntemi bu defa Türkiye sathında Araplar ( 7 milyon civarı) tarafından yapılıyor ve Devlet-i Aliyye(!) bu olanları seyretmekle yetiniyor. Bunun neresi milli kafa ürünü. Devlet erkanı, Milli olalım derken, sanıyorum başka şeyleri kastediyor…

15- 1980 darbesi ile gerçekleşen toplumsal boşluğa yerleştirilen Fethullahçı casusluk örgütünün palazlandırılmasının altında yatan maksat, Türklüğü kullanarak ülkücülerden ,dini kullanarak akıncılardan, tolerans ve özgürlüğü savunarak soldan adam devşirmekti. Bunu becerdiler, ayrıca bütün değerleri çorba yaptılar. Akabinde Türkiye de” açık laboratuvar” olarak sosyal deneyler yapıldı ve hala devam ediyor. Devlete sızmalar vesaire hepsi KGB nin CIA in modası geçmiş yöntemlerini taklit ederek, herkesin gözü önünde bilerek yapılmış ve yaptırılmıştır. Devletin Milli kurumları o zaman neredeydi?…

16- Devlet elden gidiyor bahaneleri ile darbe yapmaktan geri durmayan TSK nın; kozmik odasına girilmesine ve aptalların bile inanmayacağı çakma deliller ile komutanlarının tutuklanmasına, kuzu kuzu boyun eğilmesinde anormallik olduğunu, sanki bilerek bu tuzağa düştüklerini, ilgili tarihlerde yazmıştım. Bu da diğerleri gibi ihanetlerin bir parçasıydı belki de…

17- Devlet,milli kafayı keşfetti ya! Benim söyleyeceklerim daha var… Yıl 2005 “Türk Silahlı Kuvvetleri en üst düzeyde TKK geçmelidir. Yani yurt içinde ve yurt dışında TÜRK devletine  yapılan her saldırı ve plana TSK NOKTASAL OPERASYON DÜZENLEMELİDİR. Bu bizim yaşam hakkımızdır.” Diye devam eden bir köşe yazım arşivlerimde… Geçen 12 yılda Türkiye’ye saldıran Irak ve güneydoğudaki hainlerin liderlerinden hangisi sessizce indirilmiştir?…

18- Yıl 2009, Fethullahçı taşeron casusluk örgütünün altın yılları.Şimdi vatandaşa doğruluk satanların el-pençe durdukları ve kanka oldukları zamanlar…Ben, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve kurumları uyarmak ile uğraşıyorum. O zamanın biz (aptal) milli kafalıları, yıl 2017 de iş işten geçtikten sonra itibar mı göreceğiz, yoksa rüya mı acaba!.

22406450_10155818182103256_5817863907797629759_n

19- Yukarıda gördüğünüz yazıma 2009 yılında gelen bir yanıtta” TSK daki tutuklamalardan niye rahatsız olduğumu, TSK nın hesap vermesi gerektiğini ve bunun darbeci paşaları yargılamak için tarihi! bir fırsat olduğunu” haykıran ve beni eleştiren kişi (T… O….) üyesi idi ve hala öğretim görevlisi olarak (E…..) üniversitesin de görev yapıyor…Yani etiketler ve üyelikler sizi yanıltmasın. Önemli olan niyetlerdir. Milli düşünebilmek bir ayrıcalıktır

20- Milli Kafa, vatana ve ortak yaşadığın topluma sevgidir,sadakatttir, vefa borcudur. Çok çalışarak, emek vererek, toplumsal her alanda, gelecek kuşaklara daha iyi bir miras bırakmaktır. Asla şovenlik yada saldırganlık değildir.

21- Binlerce senelik mirasımız olan atalarımızın başarıları ve yaptıkları ile övünürken ipin ucunu kaçırmak , tembelliğin ve yan yatmanın bir versiyonudur. Yeni şeyler üretememek, onların mirasının üzerine çullanmak, geçmişte yapılanlar ile böbürlenerek mirasyedi olmak! Üstelik toplumsal hiçbir katkıda bulunmadan, nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak!.. Günümüzde yapılanlar bunlar değil mi?Bunun adı bedavadan yaşamak değil mi? Bunun neresi Milli Kafa?..

22- Milli anlayış, muğlaklığı kaldırmaz.Dış çember bellidir ve herkes bunda mutabık ve mert olmalıdır. Nedir bu dış çember: Türkiyenin resmi dili Türkçedir. Ülkenin adı Türkiye dir. Vatandaş olanların uyrukları Türktür. Ortak paydamız; vatanı korumak, sahiplenmek,Türkiyeyi iç ve dış düşmanlarına karşı destelemeye ve korumaya yemin etmektir…Bireylerin inançları, yaşam tarzları, etnik dilleri, etnisiteleri vesaire dış çemberin içerisinde kalan ve anayasa ve toplumsal normlar ile korunan ,uygulanan ve bizim Milli çizgilerimizi aşmaya çalışmayan “özel hayatın” sınırları içerisinde kalmalıdır…

23-Devletin en tepesinden itibaren; yaşam tarzı,inanç veya partizanlık gibi ayırımlar yapmadan estirilecek sevgi, saygı, adalet ve samimiyet rüzgarı ile MİLLİ OLMAK konusunu, bu topluma sunduğumuz anda “Yükselen yıldız Türkiye” ufkumuzda ve zihinlerimizde belirecektir. Saygı ve sevgilerimle…

Oguz SOLAK  * Makina Mühendisi + Uluslararası İlişkiler Uz. / Sanayici*

15540874_10155094318178256_8899718112908972648_o

SARIKEÇİLİLER: Bin yıl önce Anadoluyu Türk yurdu haline getirmek için gelen, bazı Oguz boylarının oymakları dır. Akdeniz ve Ege dağlarında yaylanan ve Mersin yöresinde kışlayan bin yıllık geleneğimizin son temsilcileri olan Sarıkeçililer, yüzyıllardır uygulanan politikalar neticesinde fakir ve cahil bırakılmışlardır.Ne belirli bir yaylakları, ne belirli bir kışlakları vardır. Mezarlıkları bile yok, ölüm hangi dağ başında yakalarsa, orada gömüyorlar. Sarıkeçililer, arasında Türkuaz göz, sarışınlık çokça yaygındır. Evlad-ı Fatihan namıyla anılan asırlar önce Avrupa’ya yürüyen balkanlardaki soydaşlarımızın çoğu Sarıkeçili Yörüklerinin torunlarıdır.
KARAKEÇİLİLER: Oğuzların Kayı boyundan.İsimleri, Karacahisar kalesinin fethi sırasında Ertuğrul gazi tarafından verilen Karakeçililer, Orhan gaziden II. Abdülhamit zamanına kadar dışlanmışlardır. O kadar ki Güneydoğu bölgemizde yaşayan Karakeçililer, Arapça ve Kürtçe konuşmaya ve yüzyıllar içerisinde kaldıkları bu asimilasyon neticesinde kendilerini de Kürt sanmaya başlamışlardır.
Türkiye, Arap emperyalizmine adım adım girerken, kalan son iki YÖRÜK boyumuz; Karakeçililer ve Sarıkeçililere, Osmanlı ve Türkiye de yüzyıllardır Arap seviciliği yapanlar yüzünden, gereken ilgi ve özen gösterilmemiş, hatta dışlanmışlardır. Ne acı ki bin yıl öncesinin serdengeçtileri, Sarıkeçililerin bugün mezarlıkları bile yok. Soyumuza yaptığınız ihanetler saymakla bitmez ama yinede vicdanlarınız rahat değil mi!.. Çünkü Türk deyince sanki yüz kızartıcı suç işlemiş gibi insanları utandırdınız. Lafla boğdunuz , ırkçılık yapmayın hepimiz Müslümanız dediniz, günah dediniz, aşağıladınız, son olarak anayasadan Türklüğü sileceğiz bile dediniz unutmadık…Oguz SOLAK