24 HAZİRAN RÜYASI

36087678_10156485986248256_8954934712544002048_o“Politikadan ekmek parası kazananların bir kısmı için Türkiye her zaman, kazan-kazan olmuştur. Onlar için İktidarda yada muhalefette, küçük yada büyük ölçekli bir partinin mensubu olmak çok da önemli değil! Önemli olan, bütün yolların (Hep Kendilerine) çıkmasıdır. Toplumsal söylemleri, olumsuzda olsa her zaman işlerini yürütmüşlerdir. Bir kolları yurt dışında olsa da, çocukları veya torunları yurtdışında eğitim alsalar ve tepemize oturtsalar da yurtdışı için bizleri uyarırlar, kötülüklerinden bahsederler, yurt dışında eğitim almanın ajanlık olduğunu anlatırlar ki hep bizleri korumak için! Her ne kadar gücümüzü halkın oylarından alıyoruz deseler de aslında onlar yönetenler sınıfındadır! Yani her şeyi yapabilme ve hesap vermeme kudretine sahiptirler! Söylediklerinin, yeminlerinin tersini yapabilirler çünkü bizim aklımızın ermediği şeyleri onlar bilirler gibi… ” Bu toplumun zihninde inanış vardır ve çoğu fiilen gerçektir.
Bu, kullanıma açıklığın altında yatan dürtüler veya toplum psikolojisi, nedir acaba? Memleket sevgisi, vatanı koruma sevdası, adamım işi, yalakalıklar, partizanlık, aşırı çıkarcılık, çaresizlik , kimsesizlik, mahalle baskısı, öz güvensizlik, denize düşenin yılana sarılması veya başka bir sebep- neden ilişkisi mi? Doğru bulmayabilirsiniz ancak öyle veya böyle bu davranış eğilimlerinin hepside olabilir sınırlar içerisindedir. Fakat bilinmelidir ki bu olabilirleri zafiyete çeviren ve istismarı kendi lehine çeviren bir grup insanoğlu her zaman varolmuştur. Yönetilen sınıfı, kullanılmaya uyanık olmak için eleştirisel düşünmeli, sorgulamalı ve denetim işini iyi yapmalıdır. Kısaca; yönetilen insanların sorumluluklarından kaçmasından dolayı, Yöneten insanların hesapsız kitapsız hareket etmesine imkan sağlayan kapılar sonuna kadar açılmıştır.
Yöneten sınıfların kurnazlığına yaşadığımız yıllardan bazı örnekler vermek istiyorum: Birincisi; onlarca yıldır bu toplumu çok değişik bahaneler ile bölmeye çalıştılar. Sabetaycılar, kalvinistler, dinliler, dinsizler, filancalar falancalar gibi… şimdiki yöntem kriptocular?… Bölmenin altında yatan çok basit ama ilerisi için köleliğe giden hesaplar vardır. Bölme için medyayı yada fısıltı mekanizmasını kullanırlar. Akabinde düşünme yetenekleri kıt olanlar veya açığı olanlar mıknatısın kutuplarından birine çekilirler. Ondan sonra istediğin gibi kullan elemanı!
Aynı kalıptan çıkan bireyler ve onların oluşturduğu bir toplum olabilir mi? Olsa bile hayatın çeşitliliği kalır mı? O halde, tek tip insanlardan oluşan toplum yaratılmayacağını bilecek kadar kurnaz olan politikacılar neden bu imajı oluştururlar? Çünkü gerçeklerden uzaklaştırılan toplumları istediğiniz şeylere, uygun teknikler ile inandırabilirsiniz. Birlik görüntüsü altında kutuplaştırarak onları modern köleler haline getirebilirsiniz…Yönetilenler bunu idrak edene kadar iş işten geçmiş olmakta ve başka bir oyuna geçilmektedir.
İkincisi, “vatan elden gidiyor kaygıları” ile bireyleri uçurum kenarına getirerek toplumu işlenecek hamur kıvamına getirmeleridir. Halbuki Bu vatanın elden gittiğini düşünmek bile Türk’ün tarihini, kültürünü, çilesini,zorda kaldığı zaman mücadele kudretini bilmemektir.Türk genlerini taşımamaktır.”Tüten en son ocak” bilincini idrak edememektir. Mesela, 15 Temmuz darbesini taşeron casusluk piyonları becerse idi, sanır mısınız ki Türkiye de hüküm sürebileceklerdi? Günler içerisinde, hem de bütün uzantıları ile beraber hepsi imha edilirdi. Cezaevlerinde yada itirafçı adı altında medyada boy gösterebilirler miydi sanıyorsunuz?
Türk dünyasının eğitim alanında ak sakallılarından bir büyüğümüzün çok uzun yıllar önce bizzat bana söylediği bir bilgiyi sizlere aktarmak isterim: “Oğuz evladım, Orta Asya da ki Türk üniversitelerinin bazı bölümlerini PKK taşeron örgütü ele geçirmiş durumda”. Bu ne demek biliyor musunuz? Balkan ülkelerinin sertifika dağıtır gibi diploma veren paralı üniversitelerinde PKK üyeleri, paraları ile önemli bölümlerde eğitim alıyorlar… Bunun gayesini biliyor musunuz? Fetöcular kadroları ele geçirirken içi boş ama hak etmeden alınan önemli lisanslardan diplomalı,PKK üyeleri hangi ülkede kadrolandılar acaba düşündünüz mü?
Şu bilinmelidir ki içerden yada dışarıdan yapılan düşmanlıklar her zaman olacaktır. Bunu yaşadığımız dünyanın gerçeği olarak bilmeniz sizi daha donanımlı yapacak ve vatan sevginizi istismarcılara kapatacaktır.
Ayrıca Vatan sevgisini politikacılardan öğrenmeyecek ve kandırılamayacak kadar yüzyıllardır Türk genlerini taşıyoruz, merak buyurmayın.
Hem iktidarın hem de muhalefetin çok yanlış tutumları ve tasarrufları olması üzücü ve kaygı verici durumda. Önemli olan Milli Devletin yapılanmasıdır. Önemli olan kimin seçildiği değil,seçilen insanların Türk Devletini binlerce yıllık köklerine uygun onurlu, başı dik olarak adaletle yönetmeleridir. Önemli olan genç zihinlere bilim araştırmaları yapmaları için sınırsız imkanlar sağlanmasıdır.
Dünyanın genç beyinleri, çok güçlü donanımları ve yazılımlarını artan bir ivme ile üretiyor. Yapay zeka bu işin görünen küçük bir kısmı. Türk gençliği, bilim ve teknoloji üretemiyor. Çok zekiler ancak yolları tıkalı. Varsa yoksa hurafeler ve politika ile iktidar ve muhalefet, Türkiye’nin gündemine çökmüş durumdalar. Kaldı ki yukarıda bahsettiğim Türkiye’nin kadrolarını sessizce yıllardır ele geçirmeye çalışanlar varken Devlet olarak bu ülkeyi Arap mülteci akınına uğratmak hangi derin yapının gafletidir. Sayın politikacılar İktidar ehliyetini alınca hep aynı şeyleri yapıyorsunuz. Siz oy derdindesiniz, Bizler milli devlet yapılanması altında adaletle, bağımsız ve insanca yaşamak derdindeyiz. Politikacıların bundan sonra daha samimi ve güvenilir olmasını umut ediyoruz… Kısacası 24 haziran yeni bir ufuk mu yoksa kabusun başlangıcı mı olacak tamamen politikacıların tutumuna ve vicdanlarına kalmış durumda… Saygı ve sevgilerimle.19Haz2018
Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler Böl. Uz.

 

Reklamlar
Standart

KEŞKE! ABD MODELİ BAŞKANLIK OLSAYDI DİYEBİLİRSİNİZ…

k1x copy

Türk entelijansiya , Başkanlık sistemini adam gibi tartışamadı. Anlamsız çekişmelerin yaşandığı bu dönemde yamalı bohça gibi bir sistem kamuoyuna sunuldu veya sunulmak zorunda kaldı. Madem Başkanlık isteniyor idi, o halde en gelişmişi ABD tipi başkanlık sistemi, Türkiye şartlarına göre artıları ve eksileri ile tartışılmalıydı… Ama ne oldu? Çok bilirim sanan muhteremler, demiri tavında dövemediler  ve hiç bilgisi olmayan insanlar da  daha tartışmaya açılmadan milli bir konuyu aşındırdı ve suiistimal ettiler…

2014 yerel seçimlerinden itibaren,Türkiye’nin gelecekte siyasal yapısının nasıl olabileceğini ifade ettim. (Başkanlık için yapılan manipülasyonların başladığını ve ayak izlerini ) ,duyuramadım!  MHP için %10 baraj diye tutturanlara, iki partili sisteme gidiliyor, baraj %50+1 yanlış duraktasınız diye yazdım, anlatamadım. Şunu da yazayım da eksik kalmasın: Bugünlerde yapılan ittifak hareketleri İKİ PARTİLİ SİSTEME gidişin fiili olarak başlamasıdır…

20/mart/2017 (Başkanlık bize uygun mu, Hakimiyet gazetesi): …Benzer yanları olsa da referandumla önümüze sunulanın Başkanlık sistemi olmadığını…

13/Nisan/2017 (16 nisan sonrası, Hakimiyet gazetesi): …16 nisan sonrası, iki partili sisteme yönelim başlayacak iktidar ve muhalefetteki partiler temelinden sarsılacaklardır. Ertelenen Fetö tartışmaları ve diğer iç hesaplaşma sonuçlarının, İktidar partisini, radikal değişimlere uğratacağı yönündedir. Ayrıca,şu an muhalefet konumunda olup referandumda evet diyeceklerini beyan eden partilerin, iktidar partisinin yeniden yapılanması sürecinde, koz olarak kullanılacak olmaları da ihtimaller içerisindedir…

2/Kasım/2017 de bir yazımdan: …Sayın Cumhurbaşkanı “her ne kadar karşı gibi dursa da” ABD tipi Başkanlığı istiyor ve şu anda yaptığı manevraların tümü hedef odaklı.(Başkanlık sisteminde parti, Başkanın iradesi ve emri altındaki güçtür. AKP de yapılan operasyonların bir amacıda kamuoyunu algısını bu modele alıştırmaktır.)
(1. ihtimal): Devlet Bahçeli, Başkanlığın gelmesine engel olamayacağını, iki partili yönetimin gelmesi ile MHP nin AKP ye zıt politikalar üretemeyeceğini ve 2.parti olamayacağına uyandı. Devlet yönetiminde oyun dışında kalmamak için, rasyonel hareket ediyor.Ulusal güvenlikten sorumlu kurumların bağlandığı konseyden sorumlu Başkan yardımcısı olacaktır diye olasılık veriyorum.
AKP, (kendi tabanı da uyanamadı ama eski parti sistemi kalkacak) sadece oluşturulacak kongre tarzı yapıya üye hazırlamaktan öteye geçemeyecektir. CHP başkanlığa karşı duruşunu açıkça ifade ediyor ancak başkanlık gelirse hareket tarzı ne olacak, ben küstüm oyun dışındayım mı diyecek? Orası muamma. Kalan diğer partilerde ya ilhak edilecekler yada eriyeceklerdir…

(2. ihtimal): Başkanlık ihtimalinin ortadan kalkması durumunda başkanlığı destekleyen parti teşkilatları,180 derece manevra yaparak,zaten parlamenter sistemin arkasındaymış ve bu süreç yaşanmamış gibi davranacaklardır. Tabanlarına o gazı vermeyi de ihmal etmiyorlar. Nereden anlıyoruz? Hiçbir partinin tabanı AKP dahil iki partili sistemi idrak edemediler. Bilgi sahibi olanları da dinlemiyorlar da ondan!…

Yazılarım ile kamuoyunu aydınlatmaya çaba sarfettim, kafamın çalıştığı kadarı ile…                                     ———————–

 

 

ÜNİVERSİTENİN en Değerli alanını AÇIK OTOPARK yapan Bir Araştırma  Üniversitesi!

Adsız1

Araştırma Üniversitesi ilan edilen Erciyes Üniversitesinin milyonlarca metrekarelik alanda kurulu ana kampusunda, açık otopark yerine neden yer altına alınmış modern kapalı bir otopark YOK! Üstelik 65 000 öğrencinin ihtiyaçlarını ( banka , lokanta, kafe… vesaire) karşılayacağı modern bir öğrenci merkezi YOK! merak ediyorum ve fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmak istiyorum. Erciyes üniversitesinde birçok arkadaşım var. Umarım beni bilgilendirme zahmetinde bulunurlar. Araştırma Üniversitesi statüsü kazanabilmenin önemli kriterleri vardır. Bir üniversitenin; elde ettiği üstünlükleri hak etmesi ve sürdürülebilir hale getirmesi gerekir. Ayrıca, pragmatik davranarak toplumun her alanda gelişimine öncülük etmeleri üniversitelerin misyonlarından birisidir. Dünya üzerinde önemli birçok üniversite yer üstünü yeşil alan yaparak, araştırma laboratuarlarını (hatta kampuslarını) onların altına inşa ederken, Erciyes Üniversitesinin tahmini 16 bin metrekarelik, üstelik merkezi bir alan ki “Altına  kapalı otopark ve üzerine dev bir öğrenci merkezi de yapabilirsiniz” hoyratça kullanmasını, yolları üzerinde ilkel kapanlar olmasını, üzülerek müşahede ediyorum… Kısacası, otopark meselesi görsel alanımız içerinde kalan sadece bir misal! Üniversite olarak, bunları öncelikle halletmezseniz bu toplumun güvenini kazanamazsınız… Oguz SOLAK

NOT: İlgisizlikten! Üniversitenin karşısındaki tarlalar park olarak kullanılmaktadır.

—————————–

 

BOŞ VAKTİMİZ ÇOK MU?

29213796_10156240078078256_1738163042669035520_n

Kremlin sarayının soğan başı kulelerine benzetilerek yapılmış, bu kavşağın yerine, neden köprülü kavşak yapılmadığını senelerdir merak ediyorum ve aynı konuyu 4 senedir, basın mensuplarına dile getiriyorum. Trafiğin nasıl tıkandığını ve  alçakça yapılan terör saldırısında güvenlik zafiyeti oluşturduğunu bizzat müşahede ettim. Ayrıca oluşan handikapları o zamanda yazdım. Üniversitelerin, Talas’ın, Komando üssünün, Organize sanayi bölgesine geçişin, Erciyes Dağının, Nato caddesinin birleştiği noktada yoğun bir trafik , müthiş zaman kaybı… Hemzemin geçitlerin en aza indirildiği, modern bir kavşak yapmak için daha ne olması gerekiyor?…

Oguz SOLAK/ Makina Mühendisi/ Uluslararası İlişkiler Böl. Uz.

Standart

Türklüğünü yeni keşfedenlere katkım olsun isterim…!

cropped-evl-e1512469580858

Büyük Atatürk diyor ki: Türkçe konuşan, Türkçe ninniler ile büyüyen, kendini bu büyük ve köklü kültürün bir parçası sayan, Türk medeniyetinin bir parçası olmaktan onur duyan ve ona hizmet etmek isteyen herkes Türk dür…Kimse bu açıklama üzerine Türküm diyene Irkçı diyemez.
… Maddi kültür varlıklarına dayanan en az 6000 yıllık bir uygarlığın parçası olmak ve ona hizmet etmek Irkçılık değil var olma bilincine ait bir durumdur. Türkiye de maalesef insanların, özellikle üniversite mezunlarının aklı karışmış durumda çünkü entelektüel birikimleri yeterli değil. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyorlar. *IRK* kelimesini bu toplumun hala tartışıyor olması bile bunun en iyi kanıtlarından birisi. Irk kelimesi Biyolojik bir kavramdır. Sarı, beyaz veya siyah ırk diyebilirsiniz ama Türk ırkı veya Alman ırkı derseniz bilimsel bir yanlışa düşersiniz. Bu tanımlamalar olsa olsa devletlerin resmi ideolojilerinin söylemleri ve yaptırımlarıdır. Mesela Türkler ve Ermeniler brakisefal kafa ve beyaz ırktır. Yani aynı Irktır. Ama Türkler ve Ermeniler farklı soy ve kültürlerin ürünleridir. Kısacası Türk ırkı değil; Anav, Afanasyevo ve Andronova Kültür çevreleri ile ulaştığımız maddi kültür varlıkları ile M.Ö. 4000 yılından itibaren TÜRK soyu ve Kültürü vardır. Bunun daha öncesi var mıdır sorusunun cevabı ulaşılabilecek maddi kültür delillerine bağlıdır.
… Bu kültürü ve soyu ayakta tutan ve yaşatan Türk dili vardır. Yalın bir dilin ötesinde metafor ve deyimler ile dolu Türk dili , Orhun yazıtları ile 6.asır olarak belgelenmiştir. Ancak, dünya dil otoriteleri bir dilde *metafor ve deyim gibi yapıların* binlerce yıl içerisinde oluşabileceğini ifade ederek, Türkçenin 6. yüzyıl öncesine ait maddi belgeleri şu anda mevcut olmamasına rağmen köklerinin binlerce yıl öncesine dayandığını belirtmektedirler. Kısaca, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE… Oguz SOLAK

Standart

BAŞKANLIK BİZE UYGUN MU?

tumblr_inline_on86hv0qmP1spcazo_1280

Uygun diyenlere en azından ders notlarımı okumalarını,halkoyuna sunulan değişikler ile karşılaştırmalarını, doğru bilgilere ulaşarak fikir sahibi olmalarını, Benzer yanları olsa da referandumla önümüze sunulanın Başkanlık sistemi olmadığını,  daha vakur düşünmelerini, Tarih ve soyumuzun “ Anav kültüründen başlatırsanız” 6000 yıllık birikimine rağmen kibir ve kasıntı odaklı bir dayatma ile Ülkemize alelacele gelecek yazmanın hiç yakışmadığını ve bu tercihin çok erken olduğunu söylerdim … Oguz SOLAK/ Uluslararası ilişkiler Böl.

ABD DEVLET SİSTEMİ ÖZETİ: 240 yıllık Başkanlık kültürü 324 milyon nüfus , 9.8 milyon km2 lik alanda 50 devlet, 1 federal bölge ve kendine has bir yığın farklı yapılarda bir ülke. Anayasası 1789 da yürürlüğe girmiş 7 madde ve 27 değişiklikten oluşur. ( 17 değişiklik 1795 den 1992 yılına kadar geçen sürede yapılmıştır.) Devlet sisteminin en üstünde Federal Hükümeti oluşturan Yasama(kongre), Yürütme( başkan), Yargı (yüksek mahkeme ) ve ona bağlı çok sayıda organ vardır.

1- Başkan Tüm yürütmenin başı olup kendi atadığı Bakanlar ve Başkanlık kadrosu ile ülkeyi yönetir.ABD de 15 bakanlık vardır. bakanların dışında Başkana bağlı birçok (CIA, Milli güvenlik Konseyi gibi) kurum ve kuruluş vardır. Dış politika yapımında başaktör Başkan olup Dışişleri Bakanı kararların  uygulanmasında yardım etmekle görevlidir.

# ABD karar alma mekanizmasında Başkanın süper güç olarak tanıtılması REKLAM ve GÜÇ gösterisi amaçlıdır. Gerçekte ABD siyasetinin tüm kararları,Başkan, Bakanlıklar,Kongre ve Yüksek mahkemenin içinde bulunduğu bir süreç içerisinde yapılır. ( Türkiye de uygulamanın böyle olmasını düşünmek Saflığın ötesinde kerizlik olur sanırım.)

2- Yasama işlevi Senato ve temsilciler meclisi ismindeki iki yasama organından oluşan Kongre tarafından yapılır.  Senato ve Temsilciler Meclisinden Oluşan Kongre’de iki Partili düzen vardır. Kongrenin her iki kanadında da uzmanlık komiteleri vardır. Senato her eyaletten seçilen 2 temsilciden ve 6 yıllığına seçilmiş olan 100 Senatörden oluşurken Temsilciler meclisi, 2 yıllığına ülke çapındaki seçim bölgelerinden seçilmiş olan 435 temsilciden oluşur.

3-Yüksek mahkeme, Başkanın aday göstermesi ve senatonun onayıyla seçilen ve ömür boyu görevde kalma yetkisi olan 9 üst düzey Yargıçtan oluşmaktadır.

# ABD devlet yönetiminde “erkler /güçler ayrımı” denilen bir sistem vardır. Devletin yönetimi yasama,yürütme ve yargı erklerine dağıtılmış ve her bir erkin yetki ve görevleri anayasada tanımlanmıştır. ABD yi kuran liderlerin bu modeli seçmiş olmalarının nedeni Avrupa ki krallıkların ve tiranlıkların ABD’de olmasını önlemektir. Dönemin Avrupa modelinin aksine,yönetimin,güç ve yetkinin farklı kurum ve yöneticilere dağıtılarak yapılması arzulanmıştır. Bunu sağlamak için sadece güçler ve yetkiler dağıtılmamış, aynı zamanda bu güçlerin birbirini kontrol etmelerini ve denetlemelerini sağlayacak bir düzen kurulmuştur. “CHECK and BALANCE” anlayışına göre üç erkten herhangi birinin aşırı şekilde güçlenerek tüm sistemi kontrol altına alması önlenmeye çalışılmıştır.

4-Başkan Yetki ve Görevleri: Baş aktördür. En üst yöneticidir, devletin başıdır, başkomutandır, Antlaşmaları müzakere eder, üst düzey yöneticilerin seçimi için aday gösterir, diğer devletleri tanır, başkan tekeldir, kamuoyunu şekillendirir, Uluslararası diplomatik faaliyetler yapar, Başkanlık doktrinleri yayınlar.

# ABD’de seçilme yaşı 25 tir. Türkiye’ye getirilmeye çalışılan sistemde seçilme yaşı 18 e indirilerek Üç erkten birisinin kontrol altına almak niyeti vardır. ülkemizde (18 yaş ) sorumlulukların alındığı, kişinin başının çaresine baktığı yaş değildir. Torun sahibi olursunuz hala anne ve babanın sırtından inilmez. İlaveten,Eğitim kalitesinin düşürülmesi, öğretmen kontrolunun yok edilmesi , sorgulamayan, bilimden uzak, politik saplantılı gençlik yetiştirilmesinin altında yatan sebep emir kulları yetiştirmektir.

5-Kongrenin görevleri: Yasa, Yapma, Cüzdan, Onaylama, Denetleme, Antlaşma onay ve Savaş ilanı gücü vardır.

6- ABD Yönetimini oluşturan Bakanlıkların atanması başkan tarafından yapıldığı ve görevlerinin başkana yardım olması sebebiyle, ABD de Bakanlıklara BÖLÜM/ DEPARTMEN, Bakanlara “SEKRETER/ SECRETARY” denir…Halk oyuna sunulan düzenleme ile bu bilgileri karşılaştırmanızı, sistemin el değiştirken kontrol edemeyeceği açıklarını da düşünmenizi öneririm…

Oguz SOLAK/ Uluslararası ilişkiler Böl./ ABD Dış Politikası dersi notlarımdan.

Standart

DEVLETİN YENİDEN ORGANİZASYONU

22141237_10155787427893256_863510607273410318_n
* Türkiye’nin hal ve gidişatına bakılırsa 25 yıl önce yazdıklarım hala güncelliğini koruyor gibi. 1992 yılında basında haber olarak yayımlandığında Türkiye’de, böyle bir yapılanmanın ne adı nede düşüncesi vardı. O zaman cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa giden yazı ve önerilerimin gerekli biçimde kullanılacağına dair birçok resmi yazılar geldi. Bu koordinasyon kurulları, stratejik planlamalar v.s çok yıllar sonra ortaya çıktı. Malumunuz Fikir adamı harcamak bizim ve kurumlarımızın en sevdiği şeylerdir. Ancak o zaman İki aydın insan Erciyes üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Naci Kınacıoğlu ve Kayseri Valisi Metin İlyas Aksoy beni manen çok desteklemişlerdi. Bu vesile ile onlara şükranlarımı sunuyorum.*
DEVLETİN YENİDEN ORGANİZASYONU
Özgürce düşünerek fikirler üretebilmek, tasarımlar yapabilmek varolmanın ve insanca yasamanın en büyük nimetleridir. Ancak elimizdeki nimetleri kaybetmemek ve teminat altına alabilmek, daha verimli bir hale getirebilmek için Türk devletinin ve milletinin sahip oldugu kaynakların israfını önleyerek, akılcı ve ileriye dönük kalkınma sistemleri oluşturabilme idealleri uğruna mücadele etmeliyiz.
En büyük kaynak, insanların zihinsel ürünleri ve bunları bilinçli olarak kullanabilmesidir.
Sistemleri olusturabilmekte, israfı önlemekte zihinsel ürünlerin kolektif hareketleridir.
Bugün ülkemizde yapılan en büyük israf zihinsel ürünlerin ortaya çıkartılmaması ve beyin erozyonuna seyirci kalınmasıdır. Gözlerimizin önünde kaybedilen beyinleri, keşfedilmeden yitirilen yetenekleri gördükçe kahrolmamak mümkün degildir.
Yüksek kalkınma performansı saglamak, insanlarımızı insanca yasatabilmek, onları
daha ileri hedeflere yönlendirebilmek hatta bütün dünyaya hizmet edebilmek istiyorsak, yapacagımız mücadelenin ilki beyin israfinin önüne geçilebilmesinin gerekli ve önemli oldugu bilincini oluşturmak olmalıdır. Daha sonra sistematik bir biçimde zihinsel ürünleri devletimizin degerlendirmesini saglamaktır. Kısacası devletimizi her alanda motive etmek durumundayız. Çünkü devleti olusturan bizleriz. Biz devletimize motor gücü saglamaz, ondan uzaklaşır isek devlet milliligini kaybeder ve Türk milletinin devleti olmaktan uzaklasır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Türk devleti ve milletinin çok zengin maddi ve manevi kaynaklara sahip olmasina ragmen bugün haketmedigi bir yerde bulunmasının temel sebelerini söyle telakki ediyorum.
1-)Birçok konularda fikir üretimi ve tasarımı yapılmamıştır.
2-)Yönetim kadrolarımız genel olarak basiretsiz davranmıslar ve ilerisini yakalayamamıslardır.
3-)Idari teskilatlarımız kamu ve özel sektörümüz atıl kapasite ile çalısmıstır.
4-) verimlilik düsük oranlarda kalmıştır.
5-)Kişiler-kurumlar, Kurumlar-kurumlar arası iletisim ve koordinasyon yetersiz kalmıştır.
Türk Devletinin çok daha ileri seviyelere gelmesini istiyorsak, bana göre yukarıda saydıgım temel sebeblere süratle ciddi çözümler getirilebilmesi gerekir. Bunun en rasyonel yolu da, Türk devletini ve milletini ilgilendiren bütün konularda yapilan fikir üretimleri ve tasarımlarını bünyesinde toplayan, bunların çok yönlü analizlerini yapan, fizibilitesi olumlu olan fikir ve tasarımların uygulamaya konulması için mütesebbis olarak hareket eden bir “ KOORDİNASYON bakanlıgı ” kurmaktır veya Başbakanlıga baglı bir “KOORDİNASYON müstesarlıgı” kurmaktır. O da olmazsa bu orijinde faaliyet gösterecek dernekleri ve vakıfları teşvik etmektir.
MİSYONUMUZ ; BEYIN EROZYONUNUN önüne geçilmesi bilincinin oluşturulmasını saglamak. Yeni fikirler üretmek. Yeni tasarımlar yapmak. Fikirler ve tasarımlarda verimliligi artırmak. Eski fikirleri ve tasarımları günümüze ve gelecegimize adapte etmek. Yabancı kökenli fikirleri ve tasarımları devletimizin ve milletimizin faydalanabilecegi formasyona getirmek. GÜÇLÜ VE MİLLİ BİR TÜRK DEVLETİ için yetenekli zihinlerin çok yönlü degerlendirilmesini yapmak. Devletin ilgili organları ve kurumları ile koordinasyon kurarak, devletimizin bu potansiyeli en akılcı biçimde kullanabilmesini, uygulama safhasına geçilmesini saglamaktır. Saygılarımla.
OGUZ SOLAK- Kayseri- Şubat 1992
Standart

Türkiye için var mısınız?

k

Benim için *milli hizmet* kişisel çıkarlardan, politik kaygılardan ve korkulardan uzak, Cumhurbaşkanlığı dahil Devletin her kurumuna Türkiye ile ilgili fikir ve projelerimi aktarmaktan, etkilemekten,elimi taşın altına koymaktan geçer…Sahiplenmediğiniz, fedakarlık göstermediğiniz her şey bir gün sizi terk eder!…Devlete koşulsuz sahip çıkmazsanız, birileri gözünüzün içine baka baka kendine göre biçimlendirir veya işgal eder. Devleti ve vatanı sahiplenmek, kurumlara yada sevdiklerinize devredilemeyecek kadar erdemli bir bireysel tutumdur.
Sağlıklı zihin yapısı olan insanların oluşturduğu toplumlar daha donanımlı ve güvenilir olurlar. GÜÇLÜ ve MİLLİ DEVLET, içerinin ve dışarının işgallerine karşı bu toplumun güvencesidir. Sahibi ve asli unsuru olduğunuz devletten uzak durmamalı, onu motive etmelisiniz. Aksi durumda, Devletin nasıl kevgire çevrildiğini elinizin arasından nasıl kayıp gittiğini yakınlarda yaşadınız. Asla unutmayın!
Toplumun her kesiminde benim adamım, senin adamın işi ile ufuklar kapanmış ve zihinlerde bilerek yada bilmeyerek takıntılı haldedir. Doğrular, eğriler birbirine karışmış durumdadır. Türkiye adına; herkes zihnindeki kavramları ve tanımları elden geçirmeli ve vicdan muhasebesi yapmalıdır. Şayet vatan sizin için önemli ise ve bir konuda uzmanlığınız var ise hiçbir kaygı taşımadan devletin tepesine Ülke ile ilgili öneri yazılarınızı ulaştırmalısınız. Gündemde kimlerin ne politik hırsı varsa bunlara takılmadan devletin sahibinin siz olduğunu hissettirmelisiniz.Türkiye’nin şu an ihtiyacı olan en değerli şey, Ülkemizi kucaklamak ve ona sahip çıkmaktır.
Bilgi üretmenin önemini kavramalıyız. Önceliğimiz bilim yaparak sanayileşmeyi tamamlamak olmalıdır ki bilgi üretmek aşamasına geçecek potansiyelimiz oluşsun.
Bilmem ne kadar ülkeye roket satmışız, geçiniz onları. Biz verilen gazlarla sarhoş olmak değil ,dünyanın zirvesine çıkmak istiyoruz. Toplumları zor şartlar ve gerçeklerin aydınlığı zirve için motive eder. Savunma sanayi yatırımlarında alt yapı olmazsa kısır döngüye girersiniz. Alt yapıyı planlarken kaynaklarınızı ve ihtiyaçlarınızı her duruma göre garantilemelisiniz. Mesela bugünlerde Almanya savunma sanayide üretimde kullandığımız, hayati önem taşıyan özel CNC tezgahları, bize satmak istemiyor. Ne yapacaksınız, Kafamı atacaksınız? Laf ile utandıracak mısınız?… Öncelikle yapmamız gereken şunlardır: Savunma sanayi için elektronik bileşenler sanayinin fiilen üretime geçmesi (özellikle entegre devreler). Savunma sanayi ve çalışanları için Kontrespiyonaj yapılanması, o kadar. Bunu yapmayalım mı? Engellendiğimiz savlarını artık lisanımızdan çıkartalım. İzlenecek yollar ve yöntemler belli. Yeter ki ideallerimiz ve azmimiz olsun…
Bugün dünya hakimiyetini elinde tutanlar, elektronik kuramlarını ve kanunlarını uygulayanlardır.Nedir O: Kısaca elektrik akımının ve yüklerinin sevk ve idaresidir…Bu konularda başarı için temeli kavramak gerekir. Onun içinde Kuantum fiziği, Katıhal fiziği ve Matematiğin samimiyetle öğretilmesi, öğrenilmesi gerekir.Bahaneleri bırakmak vakti. Çünkü kimse sizi bilim yapmaktan alıkoyamaz! El kadar ülkeler, üstelik Çin tehdidi altında neler üretiyorlar şahidiz.
İleri teknoloji ürünleri, temiz enerji kaynakları ve depolanmaları, savunma ve uzay sanayinin kritik parçaları için Nadir Toprak Elementleri, stratejik kalkınmamız için çok büyük önem taşımaktadır. Rezerv ve üretim Çinin tekelindedir. Türkiye de tek NTE ve TORYUM kaynağı Eskişehir ilinde bulunan Kızılcaören kompleks cevher yatağıdır. Ayrıca Isparta Aksu ve Çanaklı bölgelerinde de NTE içeren cevher yatakları yanında Zirkonyum, titanyum,toryum bulunmaktadır. Türkiye nin NTE içeren cevher yataklarını daha yoğun araştırması çok önemlidir.
Devletimiz diplomasiyi, özellikle kamu diplomasisini, devletin değiştirilemez yöntemi olarak kabul etmelidir…
Benim çizgim, güncel politikadan veya parti politikalarından bağımsızdır. İdeallerim ve hedefim, 40 yıldır yazılarımda öne sürdüğüm fikir, görüş ve tecrübelerim , Milli Devletin önemi ve yapılanması ile alakalıdır. Millileşmek dünyaya kapıları kapatmak yada diğerlerini ötekileştirmek değildir. Küreselleşen dünyada; Milli değerleri ve üretimleri ile başka ülkeler ile bütünleşen ve Kamu diplomasisini hakkıyla kullanan milletler, saygı ve ilgi görmektedir… Sizlere sunulacak, beyin yakacak o kadar çok görüşüm var ki. Ancak okumak bizlere sebepleri belli nedenlerden zor geliyor! Sizlere son dönemde devletin tepesine sunduğum bazı konuların başlıklarını aktarmak istiyorum:
* Bu teklif Cumhurbaşkanlığına gönderilmiştir. *
Sizlerin de bildiği üzere, devletler arasında dostluk veya düşmanlık görüşleri üzerine şekillenmiş ilişkiler yerine, çıkar paylaşımlarına dayanan ilişkiler, geçerli olan reel politikadır. TÜRKİYE haklı olduğu konularda, yanlış stratejik yöntemler izlemesi sebebi ile kalkınmasına ayıracağı mesai ve kaynaklarının nerede ise tümünü, Türkiye üzerinde emelleri olan legal ve illegal oluşumların saldırılarına karşı koymak için harcamaktadır. Devlet eski yöntemlerin dışında bir çare bulmalıdır. Naçizane, yoğun ilişkilerimizin olduğu ülkeler için uygulanmasını istediğim önerim şudur: Türkiye, Devlet başta olmak üzere ilgili sivil unsurları ve gerekli kaynakları ile bir bütün olarak başta Amerika Birleşik Devletleri Halkı olmak üzere Rusya, AB ülkeleri, İsrail, Ermenistan,Yunanistan ve diğer komşu ülke Halklarına yönelik kalıcı, evrensel kavrayıcılığı olan KAMU DİPLOMASİSİ atağına geçmelidir. Türkiye’nin bir devlet ile anlaşmazlıkları varsa, bu ülkenin halkları ile değil, yönetimleri iledir. Fakat bir ülkenin yönetimine tepki gösteriyorsanız, o ülkenin halkı, sizin haklılığınızı anlamamak baskısında olur. Lakin kamu diplomasisi uygulamaları, ülkelerin halkları arasında samimi niyetlerle kurulan gönül ve sevgi bağlarının güçlenmesini sağlar. Yönetimleri aşar. Türkiye pragmatik hareket etmelidir. Donald Trump veya bir başka uluslararası oyuncunun veya fırsatçının alanını daraltmak veya yaptırım güçlerini zayıflatmak için onlara tepki vermek yerine, ilgili ülkenin halkının kamu diplomasisi ile kazanılması varken, art niyetli liderler yada yönetimlerinden dolayı (ülkeler veya devletler) ile aramızı niye bozalım. Arz ederim. Oguz SOLAK
(Cumhurbaşkanlığına Sunuldu)
TERÖR, modern dünyanın yeni soğuk savaş oyuncağı ve silahıdır. TÜRKİYE bu olguyu ne kadar çabuk kavrarsa o kadar hızlı ve sağlıklı bir savunma tezi geliştirebilir, kurumlarını oluşturabilir. ABD terör konusunu ciddiye alarak, 2002 yılında Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Bakanlığını ( United States Department of Homeland Security) kurdu. Örnek yapının, Türkiye de uygulanabilirliği amacıyla detaylı analiz yapılmalıdır… Oguz SOLAK
Türk dili konusu Cumhurbaşkanlığına sunuldu )
Zat-ı Aliyelerinize, 1928731 nolu başvuru ile ilettiğim ve TDK dan istediğim ancak BİMER yolu ile alabildiğim yanıttan sonra, Türk dili için endişelerimde haklı olduğumu gördüm. Dünyada yada ülkemizde üretilen ve yaygın olarak tüketimimize sunulan ürünlerin yabancı sözcükler ile Türkiye de kullanılması Türkçenin yok olması demektir. Bu ürünlere ait sözcüklerin, konuşmamıza yerleşmeden Türkçe sözcük karşılıklarının verilmesi zorunlu olmalıdır. Halbuki TDK nın verdiği yanıttan, Türkiye de böyle bir uygulamanın olmadığını, yabancı sözcükler dilimize yerleştikten sonra Türkçe karşılıklar arandığını ve mecburiyet olmadığını öğrendim. Halbuki, Dünyada söz sahibi olmak isteyen Türkiye: Türkçenin, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde sözcük gereksinimlerini karşılamalı ve Türkçenin ” LİNGUA FRANCA” olmak iddiasını taşımalıdır. TDK , milli hedeflerimiz konusunda yeni anlayışla görevlendirilmelidir. Saygılarımla arz ederim. Oguz SOLAK
Devleti ve Milleti ile Türkiye’nin hevesleri var. Ancak İDEALLERİ YOK! İdealler olmadan sanayi ve teknolojide ancak Kaportacı olarak kalırsınız! Toplumun hedefini muğlaklaştıran politikacıları saymazsak en büyük suç Üniversiteler ve akademisyenlerinin teknoloji üretmedeki ve Toplumsal işbirliğindeki pasiflikleri ve etkisizlikleridir… Oguz SOLAK/ Makina Mühendisi /Uluslararası İlişkiler Böl. uz.

Standart

Kamu diplomasisini kullanmak

Sayın Cumhurbaşkanım;

Zat-ı Aliyelerinizin bildiği üzere, devletler arasında dostluk veya düşmanlık görüşleri üzerine şekillenmiş ilişkiler yerine, çıkar paylaşımlarına dayanan ilişkiler, geçerli olan reel politikadır. Ancak TÜRKİYE haklı olduğu konularda, yanlış stratejik yöntemler izlemesi sebebi ile kalkınmasına ve refahına ayıracağı mesai ve kaynaklarının nerede ise tümünü, Türkiye üzerinde emelleri olan legal ve illegal oluşumların saldırılarına karşı koymak için harcamaktadır. Devlet bu işe eski yöntemlerin dışında bir çare bulmalıdır. Naçizane, yoğun ilişkilerimizin olduğu ülkeler için uygulanmasını istediğim önerim şudur:

“Türkiye, Devlet başta olmak üzere ilgili sivil unsurları ve gerekli kaynakları ile bir bütün olarak başta Amerika Birleşik Devletleri Halkı olmak üzere Rusya, AB ülkeleri, İsrail, Ermenistan,Yunanistan ve diğer komşu ülke Halklarına yönelik kalıcı, evrensel kavrayıcılığı olan  KAMU DİPLOMASİSİ atağına geçmelidir.”

Türkiye’nin bir devlet ile anlaşmazlıkları varsa, bu ülkenin halkları ile değil, yönetimleri iledir. Fakat bir ülkenin yönetimine tepki gösteriyorsanız, o ülkenin halkı, sizin haklılığınızı anlamamak baskısında olur. Lakin kamu diplomasisi uygulamaları, ülkelerin halkları arasında samimi niyetlerle kurulan gönül ve sevgi bağlarının güçlenmesini sağlar. Yönetimleri aşar. Türkiye pragmatik hareket etmelidir. Donald Trump veya bir başka uluslararası oyuncunun veya fırsatçının alanını daraltmak  veya yaptırım güçlerini zayıflatmak için onlara tepki vermek yerine, ilgili ülkenin halkının kamu diplomasisi ile kazanılması varken, art niyetli liderler yada yönetimlerinden dolayı (ülkeler veya devletler) ile aramızı niye bozalım? Aslında sizlere; daha önce sunduğum, Devletin Milli yapılanması için fikir havuzu oluşturulması teklifim, bu teklifimi de içine alan, daha radikal bir öneri ve istektir. Saygılarımla arz ederim.

Oguz SOLAK /makine mühendisi/sanayici/ uluslararası ilişkiler böl.uz.

Standart