21557807_10155743044078256_7833737280396515451_n

TÜRKİYE; bir taraftan yıkılıyoruz-bölünüyoruz, diğer taraftan şahlanıyoruz diyen iki ayrı görüş cephesine bölünmüş durumdadır. Ve her iki tarafta, perde arkasından verilen repliklere ve telkinlere kapıldıklarının ve ülkemize büyük zarar verdiklerinin hatırlatılmasına bile büyük tepki vermektedirler. Türkiye de olup bitenleri anlamlandırmak için Dünyada ki karmaşanın Nedenleri? Niçinleri? Nasılları ve yöntemlerine bakmak lazım: Soruların cevabı aslında toplumsal olaylara ilgi duyan herkesin bildiği yalınlıktadır. Ancak ele geçirme projelerinin algoritmaları çok karmaşık ve büyük finans kaynaklarına dayanmaktadır. Birden fazla bilim dalının kanunları sahada uygulanmaktadır. Medya ve iletişim, sosyal paylaşım siteleri oyunun olmazsa olmazlarıdır. işte herkesin anlayamayacağı kısım burasıdır.Çünkü ,öyle güçlü ve temiz algı oyunları yapılmaktadır ki gösterilenin aksini iddia etmeniz akıl sağlığınızın (!) sorgulanması sonucuna gidebilir…
NEDEN ve NİÇİN: Türkiye de olup bitenleri Dünyadaki karmaşadan ayırmak doğru bir analiz getirmez. Altta yatan temel gerçekler aynıdır. ileri sürülen makyajları sildiğiniz zaman, onca karmaşanın altında yatan gerçek neden olarak, insanların içgüdülerinin (thanatos içgüdüsü gibi), yine kendi egolarına hakimiyet kurmasından kaynaklandığı görürsünüz. Niçinler, bu nedenleri ileriye taşıyan binlerce bahane ile doldurulmuştur. Bugün dünyada oyun kuran güçlü yapılar ( derin devletler, para ve güç merkezleri, terör-mafya-istihbarat birliktelikleri gibi…) başka yüzler ve maskeler ile toplum mühendisliği yaptıkları için, ileri sürdükleri din, ahlak, hak ,hukuk, toprak bütünlüğü vesaire gibi etiketler illüzyondur. Gerçekler : Para, hakimiyet kurmak, saldırganlık, insanları köleleştirmektir. Sömürgeler oluşturmaktır.
NASILLAR ve YÖNTEMLER: Sosyoloji ve Psikoloji bilimleri başta olmak, tarih bilimi, toplumsal anlaşmazlıklar, kamu diplomasisi, antropolojinin bütün verileri kullanılmaktadır. Amigdala bölgesinin fonksiyonları ve İnsan zihnine ait ilgili bilgiler, insanların zafiyetleri kurgulanmakta ve kullanılmaktadırlar. ileri teknoloji ile konusunda uzmanlaşmış analistler ve teorisyenler bu işin mutfağında çalışmaktadırlar. Binlerce istihbarat ve casusluk parametresi bu işlere data taşımaktadır. Bazı vakıflar, dernekler, yardım kuruluşları, bankalar, uluslararası kuruluşlar vesaire… bu işte paravan olarak kullanılmaktadır. Takdir edersiniz ki anlaşılır olması için basitleştirerek yazdığım bu çalışmalar çok daha karmaşık ve detaylıdır.
Kullanılan yöntemler konusu: Gelişen medya, iletişim ve sosyal ağlar ,hatta reklamların ikna yöntemleri . Bankaların Türkiye de uyguladıkları rant yöntemleri , kişisel bilgilere ulaşma keyfiyetleri ve borçlandırma politikaları. Öz güveni eksik olan toplum ve insanlarda İman konusu ile etki alanı oluşturmak en güçlü silah olunca, Tarikat ve cemaatler reddedilse bile DE FACTO dinin yerini işgal etmiştir. En yakın ve acı örneği FETÖ. Diğer tarikatlar devlet kadrolarında ve kullanımı bekliyorlar. Yani inançları sömürme yöntemi. Türkiyenin toplumsal olaylarda açık laboratuar haline getirilmesi yöntemi. Kamu diplomasisi ile içerden insanların, özellikle yönetici kadroların zihinlerinin telkin edilmesi ve ayrıştırıcı politika yapma yöntemleri. Milyonlarca Arapın Türkiyeye elini kolunu sallayarak girmesi ve demografik yapı üzerindeki oluşturulan travma yöntemi… Bu liste çok uzun süreceği için sözü kısa keserek ülkemize, Türkiye’mize gelmek istiyorum… Türkler, 100 ün üzerinde devlet kurmuş, yönetmiş ve tarihteki yerlerini almışlardır. Binlerce yıllık devlet ve millet tecrübemize ve entelektüel sermayemize ait tarihsel dersleri kullanmamız önemlidir.Yöneticilerimiz ve aktif politikacılarımız vicdanlarını ve doğrularını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Herkes ben doğruyum diyor. Evet, Sosyolojide bir konuda birden fazla doğru olabilir. Ama doğrularınızın keşiseceği ortak noktaları siliyorsunuz. Farkında değilmisiniz?
Kapsamlı işgal yöntemlerinin uygulandığı Türkiye’nin bu dönemde bir ekiple yönetilmesi büyük risktir. Parlamentonun samimi bir işbirliğine girmesinin bahanesi olmamalıdır. Halka yapılan şikayet amaçlı miting veya basın açıklamaları Devletimize olan özgüveni daha fazla yaralamamalıdır.Bu işgal planını etkisiz hale getirmenin ilk ve en önemli adımı: Siyasi sorumluluğu üstlenen iktidar, her türlü bahaneyi dışlayarak, dış ülkelerle kavgayı bırakmalı, içerde barış ve güveni sağlamak için herkes den fazla bir adım atmalıdır….

Oguz SOLAK / Makine Mühendisi/ Uluslararası İlişkiler Böl.uz./ Sanayici

Reklamlar

 

 

sil

Beynimiz sinaps adı verilen bağlantı noktaları ile iletişim kuran 86 milyar Nörona sahiptir. Bu bağlantı noktaları ile nöronlar arası uzaklık 20 nanometredir. Sizin her yeni bilgi ve tecrübeye ulaşma çabanız ile yeni sinapslar oluşur. Yani beyninizi kullanmak istediğiniz müddetçe trilyonlarca sinaps’a yenileri eklenir… Kulaktan kulağa fazla okumayın kafanız bozulur diye diye Tanrının bir parçası olan aklınıza, sizi ihanet ettirmesinler. Korkmayın, kafanız filan bozulmaz. Bozulan sadece sizi kullanmak isteyenlerin fitneleri olur. Her yeni bilgi, gelişim ve düşünce özgürlüğü demektir…

***

Türkiye’de ortalama yaşam süresi 78 yıl. Ömrümüzün yaklaşık 25 yılı uykuda geçiyor. Uyku, bilinçaltımızın özgür kaldığı, beynimizin kendini check-up yaptığı, mevcut bilgi seviyemizi aşan faaliyetlerin devam ettiği dinlenme durumudur. Belkide, bilinç seviyesinde kavrayamadığımız diğer yaşam formları ile aramızdaki enerji perdelerinin eşitlendiği ve iletişime geçildiği çok özel anlardır… Uyanık halde farkında olmadan boşa harcanan, kendi aklını kullanmaktan aciz, başka ruhların etki alanına kolaylıkla entegre olan, başkalarının emanet aklı ile yaşamlarını sürdüren zavallıları gördükçe ,düşünüyorum da Ülkemiz de uyku hali, uyanık olmaktan çok daha değerli gibi…

***

HARVARD Üniversitesinin bütçesi 109 milyar lira.Türkiye de 100 den fazla devlet üniversitesinin toplam bütçesi 19 milyar Lira.Biraz ayaklarımız yere değsin.Bu Güç, laf üreterek, böbürlenerek değil çok çalışarak gerçekleşir…

***

Avrupa Birliği ile Şanghay Beşlisi Farklı yapılar. AB entegrasyon üzerine genişleyen yapılanma. Şanghay ise birçok benzeri olan , sadece işbirliği örgütü. İç kamuoyuna verilen yeni bir aldatmaca. Şanghay beşlisinin oturmamış yapısı var, üstelik ÇİN tek ticari patron. Dış kamuoyuna hiçbir tesiri olmayan yersiz bir hamle…

***

Su ne tarafa akıyorsa halk o tarafa yöneliyor. Vatan sevgisi,devlet, bağımsızlığımız gibi üst yapıyı dolduran kavramlar, halkın birinci önceliği değil ama öyle görünmek herkesin işine geliyor. Politik hırs sosyal yapıyı oynak bir zemine taşıdı…

***

Kafkasya, birçok medeniyeti bünyesinde barındırmış önemli bir bölge. Gürcüler ve Çerkezler bu köklü medeniyetlerin büyük temsilcileri olmuşlar.Bu kültürler ile aramızda kan bağından çok daha önemli olan bir sevgi bağı var…Balkan göçleri ile gelen Türkler,becerileri ve çalışkanlıkları ile Türkiye’nin her alanda kalkınmasına vesile olmuşlardır…Oguz SOLAK

***

55 milyon km ötede, farklı bir yörüngede hareket eden Mars’a uzay aracı indiriliyor. Bilimin içerisinde birisi olarak ne denli karmaşık bir hesaplama gerektirdiğini hissetmek bile beni heyecanlandırıyor. Bilimlerin kraliçesi MATEMATİK olmasa bunların hiçbirini yapamazdık. Matematik insanoğlunun hala keşfetmeye devam ettiği en önemli buluşu ve eseridir…

***

Türkiye’de binlerce yanlıştan biriside Üniversitelerin, İş bulma kurumu gibi görülmeleridir. “ÜNİVERSİTELER,BİLİM EĞİTİM ve ÖĞRETİMİ YAPAN KURUMLARDIR.” Üniversitelere ilgi alanınıza göre bilim yapmak için gidilir. Bir Bilim dalından mezun olduktan sonra meslek olarak kullanırsınız o sizin seçiminiz. Gençlerimize bu doğruları Anne-Babaları aktarmalıdır. Politikacılar veya dış gruplar asla bunları aktarmazlar…

***

Boş övünme ile uçurulan konulardan birisidir BOR elementi… Dedim ya! üretmeyen toplumlar kendini tatmin için hikayeler uydurmaya ve ona da inanmaya başlar. Bor yarı metal bir elementtir.%95 i cam ve temizlik ürünleri endüstrisinde kullanılır. Konuya ilgi enerji ile alakalı. Adam Bor’u kömür gibi topraktan kazıyıp kürek kürek atıp yakacağım zannediyor ama İş öyle değil, topraktaki cevherinden elde edilmesi zahmetli. Kaldı ki yanan madde Bor değil. Borun bir kimyasal bileşiği olan Sodyum Bor Hidrür %10 oranında Hidrojeni adsorbe ediyor yani taşıyıcı. ABD 1960 yıllarda ordusunun yakıtını bu eksende karşılamak için karar almış ancak verimli olmadığı için vazgeçmiş… Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler Uz.

DERİN TÜRK MİLLETİ…

Yayınlandı: 26 Nisan 2017 / Yayımlanan yazılarım

ooo

DERİN TÜRK MİLLETİ…

700 yıl önce Tarsus’a 500 yıl önce Kayseri’ye gelerek ,Lala cami bölgesinde, Varsaklar mahallesini oluşturan, Oğuz soyundan gelenlerin şerefli bir ferdi olarak derim ki: Din tacirlerinin İslamı kullandıkları gibi TÜRKLÜĞÜMÜZÜ kullanan; Türkçüyüm, milliyetçiyim diyen hiçbir parti, vakıf, dernek, muhalif veya devlet-iktidar, bizi gütmeye! bize yol-yordam öğretmeye kalkmasın. Biz bu vatanın asli unsuruyuz. Sizler yönetici olduk, kitleleri peşimize taktık diye bizleri kullanamazsınız, köleleştiremezsiniz yada başka görüntüler ile Araplaştıramazsınız. Tarihin her döneminde yeni bir albenili senaryo ile karşımızda oldunuz.Daha dün, Fetö psikopatları, ülkenin her tarafını satarken görünmez idiniz, bugün Türkün bekasını kurtarıyoruz ile karşımızdasınız. Bu Devlet, Güneydoğuda yıllardır TÜRKÇE öğretemezken, adamlar 40 ar çocuk doğururken ortada yoktunuz. Şimdi bize vatan kurtarmayı öğretiyorsunuz! Bu döngü hiç bitmez biliyoruz.Yansımaları farklı ama bunların hepside aynı zincirin bir parçası, farkındayız, hep gözlemledik. Vatan ve Türk sevgisini sizin politik çıkarlarınıza yem etmeyecek kadar ve daha fazlası olan Türk soyunun genleri, yüzyıllardır zihnimizde. Sabırlıyız …Yaşam hakkımıza el uzatıldığı her şart altında DERİN TÜRK MİLLETİ her zaman küllerinden doğacaktır…Oguz SOLAK / Uluslararası İlişkiler Bölümü

16 NİSANDAN SONRASI…

Yayınlandı: 13 Nisan 2017 / Yayımlanan yazılarım

nisan

Politikacılarımızın davranış temayüllerini dikkate alarak  baktığımızda, referandum sonrasında, her iki sonuç içinde, erken seçimlere gidilmesi ihtimali, kaçınılmaz gözükmektedir. Şunu hatırlatmak isterim ki Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında “yeryüzünde yaşam” belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Türk insanının artık dalga geçmeyi bırakıp, sorumluluklarını üstlenmesi, kendine olan öz güvenini tazelemesi, politikacı maşası olmak yerine kişisel ve toplumsal çıkarlarını korumasının “gerçek beka sorunu” olduğunu idrak etmesi, zaruri bir hal almıştır. Halk oylaması sonrası için konuyu, rakamlara ve terimlere boğmadan kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum:

EVET çıkması durumunda:

16 nisan sonrası, iki partili sisteme yönelim başlayacak iktidar ve muhalefetteki partiler temelinden sarsılacaklardır. Ertelenen Fetö tartışmaları ve diğer iç hesaplaşma sonuçlarının, İktidar partisini, radikal değişimlere uğratacağı yönündedir. Ayrıca, şu an muhalefet konumunda olup referandumda evet diyeceklerini beyan eden partilerin, iktidar partisinin yeniden yapılanması sürecinde, koz olarak kullanılacak olmaları da ihtimaller içerisindedir.

Evet çıkarsa, Yürütmenin izleyebileceği yollar:

1- Dış politikada, seçim manevrası olarak kullanılan vakalar unutulacak, hiç olmamış gibi hareket ederek ilişkiler yeniden düzenlenecek (Rusya olayında gördüğümüz gibi). Ekonomik ilişkilerimizin en fazla olduğu AB ile ilişkiler tekrar canlandırılacak. Sadece, içerde karşılık bulan, Şanghay beşlisi blöfü, hatırlanmayacaktır. Çünkü Avrupa Birliği ile Şanghay Beşlisi farklı yapılardır. Avrupa birliği, entegrasyonu hedefleyerek, genişleyen bir yapılanmadır. Şanghay ise birçok benzeri olan , sadece işbirliği örgütüdür. Şanghay beşlisinin oturmamış yapısı vardır, üstelik ÇİN tek ticari patrondur. Dolayısıyla Avrupa birliğine alternatif oluşturması mümkün değildir. Seçim havasından çıkıldığı için, altına imza attığımız bütün uluslararası antlaşmalar ve kurumlar olduğu gibi kalacak ve ilişkiler başlangıç ayarlarına döndürülecektir. Komşular ile olan gerginlikler aşağıya çekilecektir.

2- Türkiye, Arap dünyası ile çok daha fazla paylaşım içine sokulacak, hızla, batı ekseninden, zaten tarihsel bir alt yapısı olan imparatorluk bakiyesi bir mirasa ve kültüre doğru yelken açacaktır. Şimdiye kadar, aracısız ABD hegemonyasında iken, bundan sonra, orta doğu bataklığında, Arapların aracılığında ABD kontrolünde bir Türkiye göreceğiz. Bu dönüşüm Orta Doğu’da yeni dengeleri, çıkmazları ve coğrafyayı da beraberinde getirecektir.

HAYIR çıkması durumunda:

Muhalefetin, iktidar şansı olabilmesi için baştan aşağıya yenilenerek seçimlere gitmeleri gerekecek veya daha iyi bir iktidar şansı için, saplantılarını ve dogmalarını, terk ederek ciddi ve samimi bir program ile yeni kurulacak bir partide seçimlere gideceklerdir.Yada değişim karşıtı bir tavır takınarak müzmin muhalefete devam edeceklerdir ki hayır çıkması durumunda bile mevcut iktidarın, gidilecek seçimlerde kendini yeniden yapılandırmamış muhalefet karşısında, şansı daha yüksek olacaktır. Halk, mevcut sıkıntıların farkındadır, kendisine güven veren, samimi bir muhalefeti yanında bulduğu veya hissettiği anda iktidarı değiştirecektir. Ancak muhalefet hala bunu idrak edememiştir.

Türkiye’de, söz sahibi partiler veya yeni kurulacak partilerin, ülkenin sorunlarına ve geleceğine, reel politik pencereden bakarak, pragmatik çözümler üzerinden program ve eylem hazırlayan kadrolar ile, vatana hizmet ekseninde hareket etmeleri herkesin yararına olacaktır.Hayır çıkması ve seçimlere gidilmesi sonucu iktidara geleceklerin en önemli ve öncelikli görevleri,Türkiye’nin gelir dağılımındaki bütün olumsuz faktörleri ve adaletsizlikleri, giderecek çareleri bulmaları, en önemli görevleri olmalıdır… Saygı ve sevgilerimle. 13-nisan-2017

Oguz SOLAK/ Uluslararası İlişkiler Böl.

Sonsuz küçüklükten, sonsuz büyüklüğe uzanan, iç içe geçmiş evrenlerden oluşan bu muhteşem Kozmosun kim bilir neresindeyiz. İçimizde ve dışımızda bizi çevreleyen diğer evrenleri, bizim hayal etmemiz mümkün mü? Bizim bildiklerimiz, yaşadığımız evren ile sınırlıdır. Yaşadığımız veya müşahede ettiğimiz evren, elektron mikroskopları veya dev teleskoplar ile üzerinde teoriler geliştirdiğimiz, bilimsel araştırmalar yaptığımız kısımdır. Yaşadığımız Evren,  Enerjinin farklı durumlarının bir arada bulunması ile oluşan yapılanmadır. 

      Evrenin özünü oluşturan enerji, farklı durumları ile yeryüzünde yaşayan canlılarında temel gereksinimidir. Hayatın olmazsa olmazıdır. Bu kadar önemli yaşamsal bir konuya Türkiye nasıl bakıyor, bir planı var mı? Maalesef dış politika, güvenlik, eğitim, sağlık, turizm gibi aklınıza gelebilecek her başlıkta olduğu üzere enerji başlığında da ileriye dönük, kapsamlı  planları yok. Günübirlik çıkışlar veya çözümler plan değildir.Plan diye sunulanlar

gelişmiş ülkelerin onlarca yıl evvel yapmış oldukları ve uyguladıkları programların ülkemiz şartlarına uyarlanmamış kötü birer kopyalarıdır. Almanya’nın otuz yıl önce yaptıklarını biz hala kağıt üzerinde yapamıyoruz. Zaten bir sürü anlamsız bürokratik yapılanmalar ve mevzuat kargaşası içinde ne yapılabilir ki. En iyi ihtimalle, enerji panellerinde politikacılar ın hiçbir zaman gerçekleştirme başarısı ve azmi gösteremeyecekleri halbuki dünyada  yıllardır fiilen uygulanan yenilenebilir enerji yöntemlerini sanki yeni bir buluş gibi Türkiye’de yapacakları vaazlarını dinlersiniz.

Enerji üretimini ve teminini üç ana başlıkta toplayarak, rakamlara yer vermeden, kısa bilgiler vermek istiyorum.

 

FOSİL YAKITLAR: Doğal gaz, petrol, kömür gibi dünya enerji üretiminin halen %86 nını karşılayan karbondioksit, kükürtdioksit ve kül gibi atıklarla atmosferin dengesini bozan, tahminen 50-100 yıllık rezervi kalan enerji kaynaklarıdır.

 

YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR: Rüzgâr, güneş, hidrojen, hidroelektrik, biyogaz, jeotermal gibi Dünya enerji üretiminin % 6 sını karşılayan yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Doğaya verilen büyük hasarların önüne geçebilmek için de en anlamlı enerji biçimleridir. Yenilenebilir enerji üretimi için gelişmiş ülkelerde maddi ve manevi her türlü destek veriliyor.En iyi örneklerden birisi Almanya.Bu tip enerjilerin kullanımı için gerekli ekipmanlar hazır durumda. Mesela hidrojen enerjisi ile çalışacak makinelerin ar-ge sonuçları ve uygulamaları gelişmiş ülkelerin kasalarında hazır bekliyor.

NÜKLEER KAYNAKLAR: Uranyum gibi radyoaktif elementlerin Fisyon reaksiyonu

( atomun parçalanması ) sonucu ortaya çıkarttıkları  enerji kaynaklarıdır. Bizlere yansıyan dönüşümü elektrik enerjisi biçimindedir.  Dünya enerji üretiminin %7 sini karşılamaktadır. Evrenin özünde olan bu sonsuz enerji kaynağı, en köklü ve temiz enerji kaynağıdır. Atmosfere bırakılan kül veya karbondioksit emisyonu yoktur.

Bazı kesimlerin, nükleer enerjiyi istismarının altında ne var bilemiyorum ancak, biz nükleer enerjiyi mutlaka kullanmalıyız. Bizim hassasiyetimiz nükleer enerji kullanımına değil, nükleer enerji santrallerinin en gelişmişinin ve güvenilir olanının en ekonomik olarak ülkemize kazandırılmasına olmalıdır. Nükleer enerji kullanılmasına karşı çıkmayı ufuksuzluk olarak nitelendiriyorum.İstatistiklere bakınız: Avrupa’nın göbeğinde elektrik harcamasının Fransa%77, Belçika %55, İsveç %44, İsviçre %36 Almanya %31, Finlandiya %31, İngiltere % 23, ispanya %27 sini nükleer santrallerden sağlıyor. Dünyaya hâkim olanların denizaltıları, uçak gemileri, uzay çalışmaları nükleer enerji ile yürümektedir.

Yeryüzüne büyük zararlar veren fosil kaynaklar tükendiği zaman çözüm gibi sunulan yenilenebilir enerji kaynakları en üst verimlilik basamağında kullanılsa bile yapılan hesaplamalara göre Dünya enerji üretiminin %20 sini karşılayabilecektir. Yani yenilenebilir enerji kaynaklarını total çözüm gibi sunmak aldatmacadır.

Türkiye yenilebilir enerji kaynaklarını kullanmakta ve toplumu bilinçlendirmede çok geç kalmıştır. Güneşten elektrik enerjisi eldesi konusunda da aynı duyarsızlık var. Alman toplumu solar enerjiden elektrik üretiminde, 1970 yılı başlarından bu yana çalışmalar yaparken, vatandaşı kendi elektriğini üretip fazlasını ana şebekeye satarken, Eh bizde Türkiye olarak bu işi 2010 yılından itibaren  yapmak için heves halindeyiz.Türkiye nükleer enerji konusundada çok deneyimsiz durumdadır.Kurumlarını yeterince kullanama maktadır.Misal olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu kamuoyuna nükleer santrallerin bir cep telefonundan dahi az radyasyon yaydıklarını kanıksattıramadı. Bu kurumun web sitemde her türlü bilgi var demesi ile iş olmaz.Her türlü etkinliği yaparak nükleer enerji konusunu toplumun her kesimine anlatmalı idi. Dünyada birçok ülke enerji konusunda politikalar ve çözümler üretirken Türkiye deyim yerinde ise uyudu ve uyumaya devam ediyor.

Hepimizin katkıda bulunması gereken enerji üretimi, çevrenin korunması, su kaynakları gibi temel konular birinci önceliğimiz olmalıdır. Özellikle Türkiye’ nin en büyük iş kuruluşu olan TOBB un enerji konusuna, görüşlerini bildirmesi ve müdahil olmasının çok önemli ve gerekli olduğuna inanıyorum.Kurumlar,kuruluşlar , kişiler bazında, nükleer enerji ve diğer enerji kaynaklarının üretilmesi, kullanılması  konularında duyarsız kalmakla ileride çok pişmanlıklar duyabiliriz.  Saygılarımla

15-ekim-2010

Oğuz Solak

Kayseri Ticaret Odası Meclis Üyesi

 

TÜRK SAVUNMA SANAYİ

Yayınlandı: 12 Haziran 2011 / Yayımlanan yazılarım

ssss                                

M.Ö. 209 da Motun tarafından kurulduğunu kabul ettiğimiz Türk ordusunun tarihini M.Ö. 3000-1000 yılları arasında varlıklarını sürdüren Ti-lere ( Türklerin atası)  kadar indirmek mümkün. Eski Türklerde eli silah tutan herkes ordunun doğal bir parçası. Belki de bu yüzden binlerce yıllık kökleri olan Türk ordusuna genetik anlamda bağlılığımız, vefa borcumuz, sevgimiz var. Bu tarihsel gerçeklerin oluşturduğu eksende Güçlü bir ülke ve savunma sanayisi, Pentagon gibi yapılanmış bir ‘’Türk Savunma Bakanlığı +Türk Silahlı Kuvvetleri ‘’ gibi toplumsal beklentilerimizin olması kaçınılmaz bir süreç.

Bu İdealler, sanıldığının aksine bizi savaş makinesi olmaya değil sorumlu olmaya, güçlü ekonomiye, ileri teknoloji üretmeye sevk edebilir. Dünya tarihinde yaşanan değişimlere de bakarsanız ülkelerin savunma sanayileri evrensel teknolojinin ilerlemesine çok büyük  ivmeler katmışlar, büyük buluşlar ortaya çıkartmışlardır. Savunma sanayiyi, ileri teknoloji üretebilen bir lokomotif olarak kullanabilmek bana göre akılcı bir yöntem olur.

Evrensel bilgi birikimi ve insanlığın geçirmiş olduğu  evrimler, dünyanın  ortak mirasıdır. Milattan binlerce yıl önce oluşan Mezopotamya  kültürü ve bunu izleyen Mısır, Çin, Hint kültürleri Anadolu,  Yunan yarımadası ve Batının kültürünü oluşturdu. Helenizm, Roma medeniyeti  derken  antik çağın birikimlerini kullanan İslam inancı, getirmiş olduğu akılcılık ile bilimi doruk noktasına ilerletti.  Bu müthiş entelektüel birikimin üzerine katkıda bulunan Batı Dünyası aydınlanma dönemini ve sanayi çağını başlattı. Artan bir  ivmeyle hareket eden bu ilerleme bilgi çağını ve ötesini zorlamaya başladı.

Batıda bu gelişmeler olurken bizim “ bilim” konusunu algılamamızda olumsuz yönde değişiklikler oluştu. İçtihat kapısının kapatılması ile bilimsel alanlarda donma ve gerileme başladı. Bilim adamı yetiştiren o toplumsal iklim kayboldu. İbni Haldun (1332-1406) ve Uluğ Bey gibi istisnaları saymazsak Türk-İslam dünyasında yetişen en son dahi bilim adamı İbnürrüşt’tür (1126-1198).

       Yüzyıllardır bilim dünyasına katkımız olmadığı gibi, bilimden  hep uzaklaştık. Kabul edelim ki entelektüel birikimimiz olmadığı için her alanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Hani derler ya her şeyin başı eğitim diye, buna ben katılmıyorum. Herşeyin başı, entelektüel birikimlerin ve yaşam tecrübelerinin rehberliğinde ihtiyacımız olan yapılanmaları gerçekleştirebilmemizdir. Entelektüel birikimimiz yoksa,  içtihat kapımız hala kapalı ise buna eğitim konuları da dahil olmak üzere köklü hiçbir fikir ve iş üretemeyiz, birilerini taklit etmekten  öteye gidemeyiz.

Savunma sanayi konusunda;

1- Fikirlerin ve tasarıların gerçekleşmesi için çıtayı devamlı yükseltmemiz ve çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekir. Ortak fikir birliktelikleri oluşturmak lazım. Ulaştığımız seviyeyi hep yetersiz görmek, her zaman daha mükemmeline ulaşmak gayretlerini ilerlemek için çok önemli bir motivasyon olarak görmek lazım.

2- Entelektüel bir birikim oluşturmak samimi olarak isteniyorsa her kurumdan ilgisiz bir temsilcinin geldiği komisyonlar oluşturarak, iş yapamamak yerine konunun İlgili emekçisinden, fikir üreteninden ve meraklısından bir konsey oluşturarak yararlanmak rasyonel bir yöntemdir ve birçok problemi milli olarak çözmemizi sağlayacaktır.

3- Üst seviyede yetenekleri olan teknik elemanların, yabancı dil seviyesine ve yaşına bakmadan değerlendirilmesi gerekir.

4- TÜBİTAK onlarca yıl öncesi savunma sanayi konusunda çalışmalar başlatsaydı ve özel sektöre gereken ilgi gösterilmiş olsaydı şimdi savunma sanayimiz çok farklı bir konumda olabilirdi.

5-  Yönetimden yönetişim devrine geçiş hızlandırılmalıdır.

6-  Bazı bürokratlar içtihat kapısını açmaya çalışan bizleri  ( fikir işçilerini ) görmezden gelmeye devam ediyorlar. Kolektif bir zihin gücünü harekete geçirmenin ülkemiz için ne zararı olabilir ki.

Aşağıda; modern savunma sanayinin geliştirilmesi ve TSK nın modernizasyonunun sağlanması görevlerinin kanunla verildiği Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2010 yılı faaliyet raporunun bazı kısımlarını sizlerin bilgisine sunuyorum.

Yetki, Görev ve Sorumluluklar:

1985 yılında 3238 sayılı Kanun’la “Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” kurulmuş, daha sonra Başkanlık, 1989 yılında 390 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) olarak yeniden yapılandırılmıştır.

3238 sayılı Kanun, tamamıyla yeni bir savunma sanayii anlayışının yanı sıra, son derece esnek ve hızlı işleyen bir sistem getirmiştir. Tedarik ve savunma sanayiinin geliştirilmesi görevlerinin birleştirilmesini öngören gelişmiş ülke örneklerine benzer bu sistemin beş temel mekanizmasını; Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu, Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK), SSM, Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) ve Denetleme Kurulu oluşturmaktadır.

Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu:

Başbakan’ın başkanlığında 13 üyenin iştirakiyle yılda en az iki kez toplanması öngörülen Kurulun görevleri;

Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan genel strateji doğrultusunda, planlama ve koordinasyonun sağlanmasını takip etmek, düzenleyici direktifler vermek ve Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan Stratejik Hedef Planına (SHP) uygun olarak SSDF ile tedariki öngörülen silah sistemleri ile araç ve gereçlerin tedarik şeklini tespit etmektir. Ancak günümüze kadar, sözkonusu kurulun toplanması pratikte mümkün olamamıştır.

 Savunma Sanayii İcra Komitesi:

3238 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan ve sistemin asıl karar mekanizması olan SSİK’in üyeleri; Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’dır. İcra Komitesi’nin başlıca görevlerini; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için Stratejik Hedef Planına (SHP) göre temini gerekli olan modern silah, araç ve gereçlerin üretimi, yurt içinden gereği halinde yurt dışından tedariki hususunda karar almak, Sağlanacak modern silah, araç ve gereçlerin araştırılması, geliştirilmesi, prototip imali, avans verilmesi, uzun vadeli siparişler ile diğer mali ve ekonomik teşviklerin tespiti istikametinde SSM’ye talimat vermek, SSDF’nin kullanım esaslarını tespit etmek şeklinde özetlemek mümkündür.

 Savunma Sanayii Müsteşarlığı:

3238 sayılı Kanun ile oluşturulan sistemin yürütme mekanizması, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olan SSM’dir.

3238 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile Müsteşarlığa tevdi edilen görevler aşağıda sıralanmıştır.

  • İcra Komitesi’nin aldığı kararları uygulamak,
  • Proje bazında yıllar itibariyle verilecek olan alımların programlarını sipariş sözleşmesine bağlamak,
  • Mevcut milli sanayii, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre reorganize ve entegre etmek, yeni teşebbüsleri teşvik ve bu entegrasyona ve ihtiyaçlara göre yönlendirmek, yabancı sermaye ve teknoloji katkısı imkanlarını araştırmak, teşebbüsleri yönlendirmek, bu konudaki Devlet katılımını planlamak,
  • Fon kaynaklarını dikkate alarak alım programlarını ve finansman modellerini belirlemek,
  • İhtiyaç duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel veya kamu kuruluşlarında imalatını planlamak,
  • Gerektiğinde özel, kamu veya karma nitelikli yeni yatırımları dışa açık olmak kaydıyla desteklemek,
  • Modern silah, araç ve gereçleri araştırmak, geliştirmek, prototiplerin imalini sağlamak, avans vermek, uzun vadeli siparişler ve diğer mali ve ekonomik teşvikleri tespit etmek,
  • İşin özelliğine göre yıllar içinde yapılacak alımın şartlarını, MSB tarafından belirlenecek şartname ve standartları dikkate alarak teknik ve mali konuları kapsayan kontratları yapmak,
  • Savunma sanayii ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmek,
  • Fondan kredi vermek veya yurt içinden ve yurt dışından kredi almak ve gerektiğinde yerli ve yabancı sermayeli şirketler kurmak ve iştirak etmek,
  • Üretilen malın sözleşme muhteviyatına uyup uymadığını, kalite kontrolleri ile sözleşme şartlarının yerine getirilip getirilmediğini takip etmek ve
  • Uygulama aksaklıklarının ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde çözümlenmesini temin etmek.

Bu çerçevede, SSM tarafından gerçekleştirilen görevlerin ana eksenini, TSK’nın modernizasyonuna yönelik projelerin yürütülmesi ile sanayileşme faaliyetleri teşkil etmektedir.

 

Savunma Sanayii Destekleme Fonu:

3238 sayılı Kanunun 12. maddesi ile TSK’nın modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde ve Müsteşarlık emrinde Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) kurulmuştur.

SSDF’den yapılan harcamalar, SSİK kararları doğrultusunda; sanayinin teşviki, kredi, sermaye iştiraki ve proje bedellerinden oluşmaktadır. Her ne kadar, SSM sorumluluğunda yürütülen projelerin finansmanın esas itibariyle SSDF’den karşılanması amaçlanmışsa da 3238 sayılı Kanunla, büyük ölçüde finansman gerektiren projeler için yurt dışından devlet destekli kredi temini imkanı da getirilmiştir.

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu :

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu, Müsteşarlık ve Fon’un her türlü işlemini denetlemek üzere Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nca iki yıllığına görevlendirilen birer temsilciden oluşmaktadır.

 Teşkilat Yapısı:SSM; kendine tevdi edilmiş bulunan görevleri Müsteşar’a bağlı Kurumsal Yönetim Hizmetleri, Savunma Hizmetleri ve Sanayi Hizmetleri Müsteşar Yardımcılıkları ile bunlara bağlı 14 Daire Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği vasıtasıyla ihtisas birimleri ve proje yönetimine dayalı bir organizasyonel yapı içerisinde yerine getirmektedir.

Bu yapı içerisinde, Müsteşarlığın kurumsal yapısının geliştirilmesine yönelik hizmetler Personel ve Eğitim, Strateji Geliştirme, Tedarik Yönetimi ve İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. TSK ve diğer güvenlik kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tedarik faaliyetleri Kara Araçları, Hava Araçları, Deniz Araçları, Elektronik Harp, Muhabere, Elektronik ve Bilgi 12 Sistemleri ve Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlıkları tarafından yürütülmektedir. Sanayileşme faaliyetleri ise Sanayileşme, Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi, Uluslararası İşbirliği ve Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlıkları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Hizmet binası Ankara’da olan SSM’nin taşra teşkilatı bulunmamaktadır.

 Bilgi ve Teknolojik Kaynaklar :

Müsteşarlığımız bilişim altyapısı değişen ihtiyaçlar çerçevesinde geliştirilmekte olup tüm kurum çalışanlarının kişisel bilgisayarı, e-posta adresi ve internet erişimi mevcuttur. Portal yazılımı üzerinden kurum içinde bir bilgi paylaşım platformu oluşturulmuştur. Bunlara ilaveten e-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında e-Savunma Sanayii Projesi başlatılmış olup halihazırda kurum içi tüm yazışma ve onaylar elektronik imza ile kağıtsız ortamda gerçekleştirilmektedir. İş akış/süreç yönetimi ve kurumsal kaynak yönetim sistemlerinin kurulmasına yönelik faaliyetler halen devam etmektedir.

 İnsan Kaynakları :

SSM personeli, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesine göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir. Müsteşarlığa ayrıca, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalmaksızın, özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda “Sözleşmeli Personel” çalıştırabilme imkanı verilmiştir. Bununla birlikte, 3238 sayılı Kanun, diğer kamu kurum ve kuruluşları personelinin de maaşsız izinli ve sözleşmeli olarak SSM’de çalıştırılabilmesine imkan sağlamaktadır.

Bu esaslar çerçevesinde, 31 Aralık 2010 tarihi itibariyle SSM’de istihdam edilen personel mevcudu, 292’i kadrolu ve 69 kadrosuz sözleşmeli personel olmak üzere toplam 361 kişidir.

 Sunulan Hizmetler :

SSM tarafından yürütülen faaliyetlerin ana amacı, ülkemizde modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulması ve TSK’nın modernizasyon ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu çerçevede, SSM tarafından sunulan hizmetleri özetle; savunma sistemleri tedariki ve tedarik yönetimi, savunma sanayiinin yönlendirilmesi, teknoloji yönetimi, sanayi katılımı ve offset faaliyetlerinin yürütülmesi, uluslararası işbirliği, ihracatın koordinasyonu ile kalite, test ve sertifikasyon hizmetleri olarak sıralamak mümkündür.

Söz konusu hizmetlere ilişkin bilgiler, Müsteşar Yardımcılıkları ve bağlı Daire Başkanlıkları bazında aşağıda özetlenmiştir.

Müsteşar Kurumsal Yönetim Hizmetleri Yardımcılığı

 Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığı :

İnsan kaynakları planlaması, işe alma, eğitim ve geliştirme, uygun kurum kültürü oluşturma, kariyer planlama, başarı değerlendirme ve ödüllendirme süreçlerinin tümünü kapsayan İnsan Kaynakları yönetimi faaliyetlerini yürütmek dairenin başlıca görevlerini teşkil etmektedir.

 İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı:

Ana faaliyetlerin aksamadan yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan araç, gereç, kırtasiye ve her türlü sarf malzemelerinin temin edilmesi, korunması ve hizmete sunulmasını sağlamak, Musteşarlığın güvenlik, ulaştırma ve temizlik hizmetlerini ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yerine getirmektedir.

 Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı :

5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60. maddesi ve 5436 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca 2006 yılında kurulmuştur. Daire bünyesinde, stratejik yönetim ve planlama, performans ve kalite ölçütleri geliştirme ve malî hizmetler fonksiyonları çerçevesindeki görevler yerine getirilmektedir.

Tedarik Yönetimi Daire Başkanlığı :

Daire Başkanlığının görevi Müsteşarlığın yönetim ve işleyişinin geliştirilmesi ve savunma sanayii ve ihtiyaç sahibi makamlar nezdinde etkinliğinin artırılmasıdır.

 Müsteşar Sanayi Hizmetleri Yardımcılığı

Sanayileşme Daire Başkanlığı:

Sanayileşme Daire Başkanlığı, SSM tarafından yürütülmekte olan projeler çerçevesinde gerçekleştirilen sanayi katılımı/offset (SK/O) faaliyetlerinin koordine edilmesini, bu konuda meydana gelen gelişmeleri dikkate alarak yeni politikalar oluşturulmasını, imzalanmış SK/O sözleşmelerinin takip edilmesini, SK/O düzenlemeleriyle ilgili olarak teklife çağrı dosyalarında ve sözleşmelerde yer alacak bölümlerin hazırlanmasını, sözleşmelerin imzalanmasını ve yürütülmesini sağlamaktadır.

Ayrıca, sektör stratejileri ve yan sanayi entegrasyon prosedürünün koordinasyonu ve takibi yapılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli firmalar ile sanayi kuruluşları arasında karşılıklı iş birliği ve iş paylaşımının sağlanması için savunma sanayii alanında, sempozyum, seminer veya toplantılar organize edilmesi ve aktif olarak desteklenmesi görevleri de gerçekleştirilmektedir.

 Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığı:

Savunma Sanayii Müsteşarlığı 3238 Sayılı kuruluş kanunuyla kendisine verilen araştırma-geliştirme görev ve sorumluluğu çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik teknoloji yönetim planlamasının yapılması; bu doğrultuda tedarik projelerinin gereksinim duyduğu alt sistem/bileşen/teknoloji alt yapısı yol haritasının oluşturulması ve belirlenen öncelikli Ar-Ge projelerinin tanımlanması, desteklenmesi ve yürütülmesi faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

 Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlığı:

Tedarik faaliyetleri kapsamında, ürüne ve sisteme yönelik kalite, sanayi güvenliği, kalifikasyon ve sertifikasyon ile ilgili strateji ve politikaları oluşturmak, bu faaliyetleri yürütmek, ilgili konularda ulusal ve uluslararası organizasyonlara katılım sağlamak ve SSM’yi bu organizasyonlarda temsil etmek görevleri KTS Daire Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. Projelere yönelik kalite, test, sertifikasyon faaliyetleri projelerin konsept safhasından başlayarak ürünlerin ihtiyaç makamına teslim edilmesine kadar olan süreç içerisinde yürütülmektedir.

Uluslararası İşbirliği Daire Başkanlığı:

Daire, yürütülmekte olan proje faaliyetleri ile savunma sanayiinin geliştirilmesine yönelik diğer tüm faaliyetler esnasında ihtiyaç duyulan uluslararası savunma sanayii işbirliği imkanlarını araştırmak ve dış politika hedefleri ile uyumlu bir şekilde hayata geçirmek görevlerini üstlenmiştir.

Müsteşar Savunma Hizmetleri Yardımcılığı

Kara Araçları Daire Başkanlığı:

ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik TSK ve kamu kuruluşlarının kara konuşlu sistem ihtiyaçlarını öncelikle yerli sanayide mevcut yeteneklerin azami ölçüde kullanılması ve/veya geliştirilmesi, yurtiçinden tedariki mümkün olmayan sistemlerin ise en yüksek yerli katkı düzeyi ve mümkünse teknoloji transferi yoluyla ülkemiz savunma sanayii altyapısına kazandırılması suretiyle zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılama görevini yerine getirir. Bu görevlerin yanı sıra ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirme ve yerli sanayii organize etme görevlerini de bünyesinde bulunan; Araç ve Özel Projeler Grubu, Tank ve Paletli Araçlar Grubu olmak üzere iki proje grubu ile yerine getirmektedir.

 Deniz Araçları Daire Başkanlığı :

Temel görevi, ülkemizin güvenliğine ilişkin deniz platformu ihtiyaçlarını, zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılamak ve ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirmek ve yerli sanayiyi organize etmektir.

Daire Başkanlığı, mevcut gemi inşa ve yan sanayinin; ülkemizin güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde geliştirilmesi ve ihracat potansiyeline sahip, yüksek teknoloji ürünü denizaltı, bot, muharip ve yardımcı sınıf gemileri yurt içi tasarım yoluyla inşa edebilecek düzeye ulaşabilmesine yönelik çalışmalar da yürütmektedir. Bu çerçevede, Deniz Araçları Daire Başkanlığı; Amfibi Gemi, Bot, Harp Gemisi ve Destek Gemisi olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütmektedir.

 Hava Araçları Daire Başkanlığı :

TSK ve diğer kamu kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak SSM tarafından yürütülmekte olan tüm havacılık projeleri, Hava Araçları Daire Başkanlığı’nın sorumluluğunda bulunmaktadır. Daire bünyesinde;

  • uçak, helikopter ve insansız hava aracı gibi hava platformlarının tedarik ve modernizasyonu,
  • hava araçları için bakım-onarım altyapısı kurulmasına

yönelik projeler hayata geçirilmektedir. Bu projelerde, yurtiçi geliştirme, konsorsiyum yoluyla geliştirme, ortak üretim, doğrudan alım gibi yöntemler kullanılmakta ve her bir projede, kullanıcı ihtiyaçlarının maliyet-etkinlik çerçevesinde karşılanması hedefinin yanı sıra, ulusal havacılık sanayiinin teknolojik altyapısının geliştirilmesi ve yeteneklerinin artırılması da amaçlanmaktadır.

Hava Araçları Daire Başkanlığı’nda; Helikopter, İnsansız Hava Aracı, Modernizasyon/Entegrasyon ve Uçak olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütülmektedir.

 Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri (MEBS) Daire Başkanlığı :

TSK’nın modernizasyonunun sağlanabilmesi amacıyla, yerli sanayi imkan ve kabiliyetlerinden azami ölçüde yararlanmak suretiyle, kullanıcı ihtiyaçlarına ve endüstriyel hedeflere uygun olarak komuta kontrol, atış kontrol, muhabere, uydu, ağ destekli yetenek, simülatör vb. sistem ya da yazılım projeleri MEBS Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu çerçevede Daire’de; Komuta Kontrol Haberleşme (C3), Uydu Radar ve İstihbarat ve Uygulama Yazılımı ve Simülatörler olmak üzere üç grupta proje yürütülmektedir.

Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı :

Ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik olarak, TSK ve diğer kamu kuruluşlarının elektronik harp ve algılayıcılar alanındaki ihtiyaçlarının azami yurt içi imkân ve kabiliyetler kullanılarak karşılanması amacıyla tedarik projeleri Daire Başkanlığı tarafından yürütmektedir. Elektronik harbin ana unsurlarını oluşturan elektronik destek, elektronik taarruz, kendini koruma ve eğitim alanlarındaki ihtiyaçların karşılanması amacıyla Türkiye’de tasarım, geliştirme, üretim, bakım ve idame altyapısının oluşturulması yönünde çalışmalar Daire Başkanlığı görevlerinin ana unsurlarını oluşturmaktadır.

Bu çerçevede; Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı bünyesinde Helikopter Elektronik Harp, Kara Konuşlu ve Deniz Elektronik Harp, Muharip Uçak Elektronik Harp ve El Yapımı Patlayıcılar olmak üzere dört grupta proje yürütülmektedir.

 Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı:

TSK’nın roket, füze, mühimmat ve silah ihtiyaçlarını, kullanıcının performans ve takvim beklentilerini dikkate alarak öncelikle yurt içi geliştirme yoluyla karşılamak temel hedefi doğrultusunda; ilgili firma, kurum ve kuruluşları teknolojik gelişmeler doğrultusunda yurt içi çözümler sunabilen, uluslararası iş birliğine açık ve rekabetçi bir yapıya kavuşturmak amacıyla gerekli faaliyetler yürütülmektedir. Bu çerçevede, Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı bünyesinde, Hava Savunma, Güdümlü Füze, Silah ve Mühimmat olmak üzere üç grup tarafından proje yürütülmektedir.

  Öneri ve tedbirler: Artan iş yüküne paralel olarak personel sayısında yıllar içerisinde arzu edilen artışın sağlanamaması sebebiyle bugün gelinen noktada, yaklaşık maliyeti 25 milyar dolara ulaşan proje portföyü, son dönemdeki personel artışına rağmen, hala sınırlı sayıda personel ile yürütülmektedir. Bu çerçevede, nitelikli personel sayısının artırılması amacıyla düzenli olarak personel alımını sağlayacak önlemlerin alınması elzemdir.

Kurumun geleceğinin inşası adına nitelikli personelin işe alınması, bu kişilerin gerekli donanıma kavuşturulması, üretkenliklerinin sağlanması ve elde tutulması için gerekli stratejik insan kaynakları yönetimi çabalarının sürdürülmesi ve bunun bilimsel temellere dayandırılması büyük önem taşımaktadır. 2007 yılından itibaren gerçekleştirilen uzman yardımcısı istihdamında hedeflenen niteliklerde personelin işe alımı sağlanmış olmakla birlikte, bunların önemli bir bölümü henüz üç yılını doldurmadan işten ayrılmış, diğer kamu kurumlarında göreve başlamıştır. Bu durumun, SSM’nin sağladığı özlük hakları ile ilişkisi olduğu değerlendirilmektedir.

3238 sayılı Kanun, ülkemizde özel sektör ve teknoloji katkısını da sağlayarak bir savunma sanayii kurulmasını hedeflemiş ve bu görevi Müsteşarlığımıza tevdi etmiştir. Söz konusu Kanun, savunma sanayiimizin kuruluş dönemine yönelik olarak vizyoner ve günümüzde dahi geçerli olan hükümler getirmiştir. Bununla birlikte, TSK ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi ve bugün tasarım ve ihracat yapabilecek yeteneği haiz savunma sanayimizin gelişmişlik seviyesine uygun olarak yeniden kaleme alınması hem sektör hem de Silahlı Kuvvetlerimiz açısından kritik değer taşımaktadır.

Sözkonusu değerlendirmeler ışığında, 3238 sayılı Kanun’un içeriğinin güncellenmesine ve çalışanların özlük haklarının benzeri seviyedeki kurumlar ile eşit hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Sonuç olarak;  savunma endüstrisini sadece silah üretimi olarak algılamak dar görüşlülük olur. Güvenliğimizi sağlamaya yönelik çalışmalar aslında bizim ekonomik açıdan güçlenmemize, sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamıza ivme kazandıracaktır. Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında  “yeryüzünde yaşam”  belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Artık evrensel düşünmek ve hareket etmek zorundayız. Dünya ile ilgili  politikaları etkilemek ve söz sahibi olmak  durumundayız. Mevcut entelektüel sermayemizi güçlendirerek, maddesel ve zihinsel anlamda sanayileşme aşamasını tamamlayarak bilgi üretenler ve satanlar sınıfına dahil olmalıyız. Hedefimiz çok bilerek, çok çalışarak, çok emek vererek Türk Devletini dünyanın zirvesine taşımaktır. 

Oguz Solak- Makine Mühendisi  1-mayıs-2011

nsaİstihbarat ve casusluk, insanlık tarihinin çok önemli zihinsel çalışmalarıdır. Casusluk üstün bir zekâ, estetik duygusu, gelişmiş hayal gücü, ketumiyet, entelektüellik, kapsamlı kültür ve bilgi birikimi, analitik düşünme, cesaret, dürüstlük, sadakat ve zarafeti bir arada taşıyabilenlerin sanatıdır.
Dünyanın en büyük casusluk teşkilatı olan Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı NSA internet sayfasında misyonumuz bölümünde şöyle yazıyor: “…NSA, sinyal istihbaratı ile haberleşme güvenliği için her koşul altında ABD halkının çıkarları uğruna istihbari bilgi toplar ve ağ üzerinde operasyonlar yaparak milleti için kesin bilgi üstünlüğü sağlar. Ulusal yemin bölümünde ise, NSA çalışanları her şeyden önce ve sonra daima Amerikalıdır. Her çalışan, Anayasa’yı ve ABD’yi, iç ve dış bütün düşmanlarına karşı desteklemeye, korumaya yemin etmiştir.”
Yazının ilerleyen bölümlerinde uluslararası ilişkilere yön veren NSA, CIA, MOSSAD,eski KGB , MI6 gibi teşkilatların nasıl titiz ve özverili çalışmalar yaptıklarına dair bilgiler verdiğimde göreceksiniz ki Türk Devletinin gerçek anlamda özgürlüğüne kavuşması için yeni baştan modern bir istihbarat topluluğu kurması en önemli önceliği olmalı. Bu istihbarat topluluğu içinde en büyük görevin de, NSA gibi yapılanmış uçan ,kaçan her türlü sinyali toplayan bir Türk Ulusal Güvenlik Ajansının ( TUGA) kurulması gerekliliğine inancındayım. Echelon veya diğer adıyla büyük kulak, NSA’ in bütün yeryüzünü dinlediği ve gözetlediği küresel bir dinleme ağı. Dünya yörüngesinde dolaşan 120 uydunun yanı sıra binlerce yer istasyonları var. Gökyüzünde dolaşan ne kadar sinyal varsa telefon, e-posta, aklınıza gelebilecek her türlü elektromanyetik dalgayı topluyor ve gereksiz olanlar ayıklanıyor. Bu verilerin NSA in günümüz de kullanılan teknolojinin 20 yıl ilerisinde olduğu tahmin edilen süper bilgisayarların da kriptoları çözülüyor, analizleri yapılıyor ve istihbarat topluluğu içindeki CIA , DIA gibi kurumlara istihbarat değeri olan bilgiler aktarılıyor.
Yaklaşık 12.000 yıl önce buzul çağının bitişi iklimde ısınmaya ve ekolojik değişimlere neden olmuştur. Yabani tahıl toplayıcılığı zamanla yabani tahılların denetim altına alınmasını sağlamıştır. Böylece ilk tarım başlamıştır.Hayvanların evcilleştirilmesi, sulamalı tarıma geçiş ile artı ürün ortaya çıkmış ve artı ürün büyük değişimlere neden olmuştur.Artı ürünün üretimi ,dağıtılması için büyük işbirlikleri gerekmiştir.Bu gidişat tapınak ekonomisi diye adlandırılan tapınak merkezli bir sistemi doğurmuştur.Bu ilerleme kent devletlerin modeline evrilmiştir. Devletin ,üretim ve işgücünün denetiminin, toplumsal tabakalaşmanın, mesleki uzmanlaşmanın, anıtsal yapıların ve yazının bulunmasının sonuçları uygarlığın doğuşunu getirmiştir. Bu devreden itibaren binlerce yıldır insanlık ve toplumlar artan bir ivme ile her alanda gelişme sağladı. Savaşlar, barışlar, büyük uygarlıklar, büyük göçler, keşifler ,icatlar, büyük anıtlar, reformlar birbirini izledi. Hümanizm, aydınlanma çağı, sanayi devrimi, demokrasi devrimleri ,dünya savaşları , elektronik, mikroçipler derken toplumlar bilgi çağının sınırlarını zorlamaya başladı.
Binlerce yıllık insanlık serüveni gösterdi ki sembollere yüklenen BİLGİNİN bulunması, taşınması, kullanılması, değerlendirilmesi, elde edilmesi ve saklanması çok önemli. Bugün birey olarak veya devlet olarak bilgiye ne kadar sahipseniz o kadar güçlüsünüz demektir. Bilgi , insan ile daha doğrusu insanın sahip olduğu zihin kapasitesi ile anlam ifade etmektedir. Yani bilgiyi işleyen ana merkez insan zihnidir. zihinlerin kontrolü bilginin ve herşeyin kontrolü demek anlamına gelmektedir. Bu anlayışın sonucunda, eskiden KGB ninde dahil olduğu NSA, CIA gibi üst düzey teşkilatların yapmaya çalıştıkları en yoğun araştırmalar insanda zihin kontrolünde odaklanmıştır.
Gizli bilgilere ulaşmanın ustaları istihbarat teşkilatları ve casuslar insan zihninin kontrolü üzerine öyle araştırmalara mesai ayırmışlardır ki bana göre bu onların çok zeki, uzak görüşlü ve ön yargısız olduklarını göstermektedir. Prof.Rhine, 1930’larda başlamak üzere; A.B.D.’de Duke Üniversitesi’nde parapsikoloji okutmuştur. Duyu ötesi algılama ( parapsikolojinin bölümleri ) tanımını ortaya koyan ilk kişidir. Telepati, Durugörü ve medyumluk , yani duyu ötesi algılamanın varlığı hakkında pek çok delil olmasına rağmen, bilim, bugüne kadar bu konunun incelenmesine pek az zaman ayırmıştır. Bununla beraber istihbarat teşkilatları duyu ötesi algılamanın saldırı ve savunma maksatlı kullanımının tam olarak araştırılmasına büyük önem vermişlerdir. parapsikolojinin bütün kollarında büyük araştırmalar ve uygulamalar yapılmış ve gerçek hayatta tatbik etmişlerdir. İnsan beynine ve zihin faaliyetlerine ait araştırmalar için dev bütçeler ayrılmıştır. Dr.Armen Victorian İstihbaratta beyin yıkama adlı eserinin psişik araştırmalar bölümünde ‘’… Amerikan istihbaratı ,Sovyetlerin parapsikoloji araştırmaları ile ciddi şekilde ilgilenmeye başlamıştı. CIA ,Sovyetlerin psişik araştırmalara 60 milyon ruble ayırdığını tespit etmişti. 1975 e gelindiğinde bu yekün 300 milyon rubleye yükselmişti ki bu alanda ciddi gelişmeler olduğunu açık seçik ortaya koyuyordu.’’ Sovyetlerin kozmonot eğitiminde telepatik yöntemler kullanılması daha başından CIA nın dikkatini çekmişti. Bu yöndeki girişimler 1967 martında kodlanmış bir telepati mesajının, Moskova dan Leningrad a gönderilmesiyle( ışınlanarak) başlamıştı. Dört yıl sonra Edgar Mitchell de Apollo 14 ile uçarken benzer bir denemeyi gerçekleştirdi. Mitchellin, deneyi 1970 de Brooklyn de Maimonides Hastanesinde başlayan, CIA destekli dört yıllık bir çalışmanın bulgularına dayanıyordu. Sözü geçen çalışmalar arasında, Maimonides Tıp Merkezi Rüya Laboratuvarının yaptığı uykuda telepati çalışması da vardı . Çalışmalar uyanık durumda bulunan bir kişiden rüya gören birisine telepati yoluyla iletilen kavram ve imajlarla rüyaların dışarıdan etkilenebileceğini ortaya koyuyordu.
Stanford Araştırma Enstitüsünde birçok psişik uygulama yapıldı. On bedendışı sezgi hali deneyinde , bulundukları mahalde gizlenmiş nesnelerin yerini durugörü sezgisi kullanarak tespit etmeyi denediler ve başardılar. Sonradan bu deneyleri uzaktaki hedeflerin tespit edilmesine yönelik çalışmalara genişletildi.29 mayıs 1973 başlayan ve 1975 de tamamlanan bir projede askeri ve istihbarat şeflerine ürpertici bir ufuk açıyordu. Ingo Swann ( uzak görücü) koordinatları verilen bir mevkiyi uzaktan görmeye yönelik ilk denemesinde şaşırtıcı sonuçlar almıştı. Güney Hint Okyanusunda Fransızlar tarafından idare edilen Küçük Kerguelen adasının özelliklerini, binaların ve Fransız Sovyet ortak meteorolojik araştırma tesisinin yerleride dahil olmak üzere tasvir etmişti. Hatta, adanın oldukça iyi haritasını bile çizmişti.
Ufolar, medyumlar, uzak görücüler, zihin okuyucular, hipnozlar gibi bilgi kaynaklarına ulaşabilecek veya insan zihninin kontrolüne yarayabilecek aklınıza gelebilecek her şey üzerinde her türlü araştırma ve deneysel faaliyetler yapılmış. Gelişmiş enstitüler kurulmuş, akademik seviyede araştırma ve geliştirme için maddi imkanlar sonuna kadar kullanılmıştır. Ancak Rusya ve ABD , kamuoyundan inkar etmelerine rağmen psişik çalışmalarından özellikle zihin kontrolü sevdalarından asla vazgeçmemişlerdir.
ABD istihbarat topluluğunu 17 kurum oluşturmaktadır. NSA, CIA, DIA en kapsamlı ve etkili olanlarıdır.
NSA: Baltimore- Washington otoyolunun güneye giden ayrımında, Annapolis Kavşağı’nın sakin bir kasabası olan Maryland’in yakınlarında bir yerde, özel olarak yapılmış, herkesin kullanamadığı bir çıkış rampası aniden gözden kaybolur. Toprak banketlerin ve büyük ağaçların gizlediği rampa, dikenli tellerden, yan yana dizilmiş iri kaya parçalarından, harekete du¬yarlı detektörlerden, hidrolik kamyon engelleyicilerden ve kalın beton bariyerlerden oluşan bir labirente çıkar. Alarmlar çaldığında, asker üni¬formasına benzeyen siyah üniformalar giymiş özel başlıklı komandolar, eolt 9 mm. makineli tabancalar da dahil, ellerindeki çok çeşitli silahları sallayarak hemen karşılık verirler. Onlara “Siyah Giyen Adamlar” denir. Telefoto gözetleme kameraları aşağı doğru çevrilir, silahlı polis sınırlarda devriye gezer, parlak sarı levhalarda, fotoğraf çekmenin, not almanın ya da basit bir taslak çıkarmanın İç Güvenlik Yasa’ sına göre cezalandırılaca¬ğı belirtilir. Bunun ardında, yeryüzündeki başka hiçbir yere benzemeyen tuhaf ve görünmez bir şehir yatıyor. Bu şehir, içinde, muhtemelen dün¬yada yaratılmış en büyük sırlar evrenini barındırıyor.
Şehir altmıştan fazla binadan oluşmakta: bürolar, depolar, fabrikalar, laboratuvarlar ve yaşam alanları. Burası, on binlerce insanın mutlak bir gizlilik içinde çalıştığı bir yer. Pek çoğu tam olarak ne işle uğraştıklarını eşlerine bile söylemeden yaşayıp ölecek. 2001 yılına girilirken, 1930 yılının Karanlık Odası, karanlık bir impara¬torluğa dönüşmüş ve gezegendeki en büyük, en gizli ve en gelişmiş casus-luk örgütü olan Ulusal Güvenlik Dairesi’ne (NSA) ev sahipliği yapmaya başlamıştı. 38.000 çalışanı ve milyarlarca dolarlık dev bütçesi ile bilinen teknolojinin 20 yıl ötesinde hiper bilgisayarlara sahipler ve ileri teknoloji üretiyorlar. Buluşlarının bir kısmını Amerikanın büyük şirketlerine vererek ülke ekonomisine de katkıda bulunuyorlar. Dünyada en çok matematisyeni ve dil bilimcisini bünyesinde barındıran kurumun yeryüzünde konuşulan hemen bütün dilleri ve lehçelerini bilen uzman dilbilimcileri var. Gökyüzünde gezen bütün haberleşme ağlarını dinleyen ve gözetleyen yüzlerce uyduları ve binlerce yer istasyonundan başka denizlerin altında casus gemileri, denizaltı fiber optik kabloları dinleyen donanımları, açık denizlerde yük gemisi, semalarda yolcu uçağı gibi görünen halbuki gelişmiş antenleri ve kripto cihazları donatılmış casusluk sistemlerini ve daha birçok bilgiyi aktaran James Bamford, ‘Body of Secrets’ adlı kitabında Echelon’un Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili ilginç anekdotlara yer veriliyor. ABD, 1961’de Echelon sistemiyle 40’dan fazla ülkenin yazışma sistemlerinin şifrelerini çözmesine rağmen üst-düzey Sovyet şifrelerine sızma başarısını gösterememişti. Haberleşme şifreleri çözülen ülkelerin diplomatlarına tehdit, şantaj ve rüşvet yöntemleri uygulanıyordu. Türk diplomatlarına da, ülkemizde hemen hemen her meslekte geçerli olan rüşvet yönteminin uygulandığını anlatan Bamford “NSA, bazen aldatma, bazen de zor yoluyla bu ülkelerin kullandığı kripto şifrelerinin anahtarlarını ele geçiriyordu” diyor ve “Türkiye’nin şifreleri, Washington’da görevli bir kripto memuruna rüşvet verilerek elde edilmişti” diye ekliyordu.
CIA: Birleşik Devletleri’n birimleri için gereken ABD dışı ülkelerle ilgili istihbarat bilgilerini toplayan kurumdur. Merkezi Virjinya eyaletindeki Langley’de bulunmaktadır. CIA yasasına göre; kurum, organizasyonunu, görevlerini, personellerinin sayısını ve maaşlarını saklı tutmak hakkına sahiptir. Soğuk Savaş yıllarında ve sonrasında CIA pek çok gizli operasyonda rol alarak siyasi rejimleri zayıflatmaya ve hükümetleri devirmeye çalışmıştır.
1947’de Kongre, Milli Güvenlik Konseyi ile (National Security Council, NSC) bu konseyin yönetimi altında çalışmak üzere (CIA) kuruldu. CIA, NSC’ye milli güvenliği ilgilendiren konularda bilgi toplayıp verecek, elde edilen bilgileri değerlendirdikten sonra, hükümetle ilgili yerlere ulaştırılmasını sağlayacaktı. CIA; NSC’nin vereceği emirler doğrultusunda, güvenlikle ilgili istihbarat işlerini yerine getiriyordu.
CIA dört müdürlük halinde çalışmaktadır:
İstihbarat Müdürlüğü:
Her türlü istihbarat aracı ile bilgi toplama, casusluk faaliyetlerini yürütür. Gizli olarak yapılan istihbaratı değerlendirir. Havadan çekilen (uydu, uçak vs.) resimleri, radyo, telefon, televizyon, telgraf, telsiz gibi ulaştırma araçları ile toplanan bilgileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler, raporlar halinde, ilgili makamlara gönderilir. Karşı haberalma daire başkanlığı ile koordineli olarak çalışır.Harekat Müdürlüğünün ihtiyacı olan kapsamlı bilgileri ve verileri operasyon aşaması da dahil temin eder.
Ulusal gizli servis:
Gizli operasyonları yürütür.
Bilim ve Teknoloji Müdürlüğü
Teşkilat elemanlarını, son teknolojik gelişmelerde eğitmek, kullanmasını öğretmek. Kullanılan araçları geliştirmek, yapılan operasyonlara bilimsel ve teknik destek sağlamak.
Destek Müdürlüğü:
Teşkilat personelinin, toplanan bilgilerin, tesislerin güvenliğini sağlar.
CIA’nın şimdiye kadar başka devletlerde birçok operasyon yaptığı meydana çıkarıldı. Bütün bu işleri yapabilmek için, CIA’ya geniş bir maddi imkân tahsis edilmektedir. Kadrolarında devamlı memur şeklinde on altı bin kişi (tahmini) çalışmaktadır.
DIA: ABD savunma istihbarat ajansı. Yılda 15 milyar dolarlık bütçesi olan askeri bir örgüttür. 20.000 civarında personeli olan DIA deniz,kara, hava kuvvetleri istihbarat servislerini koordine ediyor.
KGB: Kağıt üzerinde kapatılan Sovyet devlet güvenlik komitesi açılımlı KGB 90.000 kişilik muazzam kadrosu, hakimiyet alanı, kaynakları ve so¬rumluluklarıyla devasa bir boyuttadır. Bir anlamda bu örgütü yöneten dünyaya hükmetmiş sayılır. KGB su gibidir, bulunduğu zemine uygun hareket eder.O nedenle yıllar boyu ona karşı mücadele veren karşı gizli servis¬ler KGB’nin tam anlamıyla fotoğrafını çekememiştir. Yüzyıla ya¬kın süren KGB avı sonunda yakalanmayı başaran KGB casusla¬rmdan elde edilen veriler bir araya getirilerek gerçeğe yakın bir tablo oluşturulmuştur. Bu sır perdesi Sovyetler Birliği tamamen ortadan kalkana kadar da sürmüştür denebilir. KGB tüm dün¬yaya yayılmış örgüt elemanlarıyla günümüzün adeta GSM sis¬tem ağlarını anımsatır. Elbetteki dünyada mükemmel şey yoktur ve bu devasa örgütün de zafiyetleri bulunmaktadır.
Latin Amerika’ da gerilla olarak görev yapanlar, Suriye’ de Filistinlileri eğitenler, ABD topraklarında Amerikalı gibi rol ya¬panlar, Beyaz Rusya’da dini baskılayanlar, Orta Asya’da muha¬lifleri ezenler, dünyanın her tarafına yayılmış yaklaşık 90.000 ki¬şilik ajan kadrosu için Dzerşinsky merkez bina olarak kabul edilir ve buradan yönetilir. Bu rakam batılı gizli servislerin elde ettik¬leri verileri paylaşarak ortaya koyduğu tablodur ve bu kadroya büro işçisi, bina muhafızı vb gibi görevler ihtiva eden 400.000 ki¬şilik destek memurları dahil değildir.
Örgüt başlıca dört genel müdür!üğe, yedi bağımsız müdürlüğe, altı bağımsız bölüme bölünmüştür. Bunların çoğu yine kendi içinde bölünürler ve bun¬lara müdürlük, bölüm, servis ve idare denir.
Sovyet Askeri Haber alma teşkilatı olan GRU askeri casus¬lukla ilgilenir. Bu alanın dışındaki tüm dış operasyonlara KGB’nin Birinci Genel Müdürlüğü bakar. Bu genel müdürlük üç ana di¬rektörlüğe bölünmüştür. Bunlar Kanundışı, Bilimsel ve Teknik Servis, Planlama-Analiz direktörlükleridir. Ayrıca iki özel ser¬visi vardır, Yalan Haber Yayma ve Fiili Hareketler servisi. Ay¬rıca bunlara ilaveten 16 ayrı bölümü vardır. Bunlardan ilk 10 ta¬nesi aynı dil konuşulan coğrafyalarda operasyonlar yaparlar. Bir anlamda dış operasyonel bölümler aynı veya akraba dil esasına göre kuruludur. Bu şema KGB’nin dünyayı nasıl ahtapot gibi sar¬dığının basit bir örneğidir.
Kanundışılar Direktörlüğü veya kısa adıyla “S” direktörlüğü; yabana ülkelerde kanunsuz olarak ve sahte kimlikle yaşayan KGB ajanlarını (yani casus) seçer. Adaylar ideolojilerine, soğuk kanlılıklarına, dil becerilerine ve kültür derecelerine bakılarak seçilir. Bu ajanlar genellikle ideolojik düşünceleri nedeniyle vatanların¬dan kaçan ve Sovyetlere iltica eden siyasi sığınmacılardan seçi¬lir. Örnek vermek gerekirse İspanya iç savaşından kaçan komü¬nistler Sovyetlerde eğitilerek aynı dili konuşan Latin Amerika’ya ajan olarak gönderilmişlerdir. Bu dönemde ülkemizden kaçan¬ların da olduğunu ve KGB’nin kucağına düştüklerini belirtme¬den geçemeyeceğim.
Genelde gizli ajanlar eğer TİM olarak görev yapmayacaksa tek tek eğitilir ve her birine Moskova’ da ayrı daire tahsis edilir. Böylece mesai arkadaşlarınca deşifre olmaları engellenir. Tüm gizli servislerde olduğu gibi her ajan kariyeri boyunca mutlaka kanundışı olarak (casus olarak) ülke dışında görev yapar. Bu gö¬revi ifa ederken merkez desteğinden yoksundur ve hayatta kal¬ması kişisel yetenekleriyle ölçülür.
Ajanlığın gerçek manasıyla yaşandığı evre bu dönemdir. Bu zorlu sınavdan geçerek hayatta kalmayı başaranlar ardından elçi¬liklerde diplomatik dokunulmazlıkla “cover” göreve devam eder. Bu kariyerin sonu ajan öğretmenliği ve ardından emeklilikle so¬nuçlanır. Bilimsel ve Teknik Servis veya diğer adıyla “T” direk¬törlüğü; Batının nükleer füze, uzay araştırmaları, stratejik bilim¬ler, sibernetik (muhabere kontrolü) ve endüstri alanındaki sırlarını çalmak için çalışır. Bu direktörlük doğrudan doğruya operasyon yapar ve diğer birimlere teknik konularda destek olur.
Planlama-Analiz diğer adıyla “I” direktörlüğü; görevi eski operasyonları incelemek ve kullanılan yöntemleri, hataları tes¬pit ederek, yeni nesil ajanlara aktarmaktır. Meslek içi kültür hiz¬meti görür ve Kara Sanatın inceliklerini eğitimlerde kullanılmak üzere sistemleştirir. Bu faaliyeti tüm gizli servisler yapar ve dost servislerle bile bu bilgileri kısmen paylaşır. Bir bilginin istihba¬rat olarak elde edilmesi sürecindeki bu yöntemler, dünyanın en iyi korunan ve hiçbir kitaba şimdiye değin konu olmayan kara sanatın nasıl yapıldığına yönelik sistem bilgileridir. Kimi zaman imkansız gibi görünen bir bilginin elde edilmesi süreci, bir ajan tarafından hiç akla gelmeyecek bir yöntemle ele geçirilir. Bu yön¬temin yeniden ve daha iyi nasıl uygulanabileceği gözden geçiri¬lerek, bu departman tarafından sistemleştirilir.100 e yakın kaynaktan derleme yapan yazar Ali Kuzu KGB yi böyle anlatıyor ancak,KGB lağvedildikten sonra SVR+FSB ye dönüştü mü bilinmez , yok olmadığı kesin.
MOSSAD: İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü isimli İsrail gizli servisinin kısa adıdır. 1947′de kurulmuştur. Mossad; dünya genelinde faaliyet gösteren, en gizli, en bilinmeyen istihbarat örgütüdür. Merkezi Tel-Aviv’dedir. 3000′e yakın personeli vardır. Kendi içerisinde de bölümlere ayrılır.
Mossad, çalışmalarını farklı alanlarda uzmanlaşmış 4 ayrı bölümle yürütür. Bunlar: Askeri İstihbarat, Yerli Gizli Servis, Yabancı İstihbarat Servisi ve Aliyah Beth’dir. Mossad’ın İbranice anlamı enstitüdür. Mossad, genel olarak dış istihbarat konularında görev yapar. İç istihbarat alanında Shin-Bet (Şabak) isimli kurum faaliyettedir. Mossad kendini dev aynasında göstermek için psikolojik operasyonlar yapar. Dünya medyasındaki gücünü bu operasyonlarda çok verimli bir biçimde kullanarak gerçek ile yalana yer değiştirtir. Sinyal ve gözetleme istihbaratında çok gelişmiş teknoloji kullandığı bilinmektedir.
MI6 : Birleşik Krallık’ın haber alma kuruluşlarından biridir. Gö¬revi dış istihbarat faaliyetleridir. Bu konuda tek istisna Kuzey İrlanda’ dır. Stratejik durumu nedeniyle Kuzey İrlanda’ da haber alma görevi MI6’ya aittir.
Bugün Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı altındaki Savunma Konseyi’ne bağlı hizmet verir. Ayrıca İçişleri ve Dışişleri bakanlık¬larıyla da sürekli irtibat halindedir. Faaliyetleri hakkındaki halka açık yayınları sansür yetkisi bulunur. Teşkilatın genel müdürü dahil tüm çalışanlarının kimlikleri gizli tutulur.

MİT: Milli İstihbarat Teşkilatı hakkındaki bilgilere, ne kadar tatmin olursunuz bilemiyorum ama resmi internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Ne yazık ki Mit’i kurumda görev yapmış kişilerin kamuoyuna yapmış oldukları yanlış yamalak ifşaatlardan tanımaya çalışıyoruz.
Sonuç olarak; Globalleşirken daha da ayrışan bu dünyada onurumuzla ayakta kalabilmek için bilgiyi işleyen insanlara ve onların zihinlerine ve özgürce düşünmelerine gereken özeni göstermeliyiz. Bilgiye gereken önemi vermiyoruz. Devletin kripto haberleşmesinin kodlarını vs düzenleyen, cihazlarını imal eden TÜBİTAK’a bağlı UEKAE’nin görevleri arasında, ‘ulusal güvenliği korumak’tan söz edilmemekte, NATO sistemlerine uyumlu olmakla, NATO’nun onayını almış olmakla övünülmektedir. Açıkcası Türkiye’de ‘ulusal güvenliği’ dolayısıyla ‘ulusal haberleşme’yi koruyan-sağlayan bir kurum yok. Ayrıca; dünyada 100 yılı aşkın süredir ekonomi istihbaratı yapılırken biz hiçbirşey yapmadık. Türk istihbaratı ve casusluk faaliyetlerinin sil baştan yeniden yapılanması gerekir.
Merkezi istihbarat teşkilatı MİT tamamen sivilleştirilirken, askeri İstihbaratın özüne dönmesini sağlamalıyız. Kendi imkanlarımızı harekete geçirerek Türk Ulusal Güvenlik Ajansını kurmak ve bu ülkenin çıkarlarına hizmet edeceklerini yürekten söyleyen istihbaratçılar, casuslar yetiştirmek devletin namus borcu olmalıdır. 18-ocak-2011-Kayseri

Oğuz SOLAK
A.Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası ilişkiler Bölümü Öğr.